Orhan Gencebay'dan rol aldığı reklam filmine gelen eleştirilere yanıt: O reklamın özü 'temizlik imandan gelir'

Arabesk müzik sanatçısı Orhan Gencebay, Hürriyet'in sorularını yanıtladı...

Orhan Gencebay'dan rol aldığı reklam filmine gelen eleştirilere yanıt: O reklamın özü 'temizlik imandan gelir'

Hürriyet'ten Tülay Demir'e konuşan Genecabay'ın açıklamaları şöyle:



"Uzun zamandır yeni şarkılar bekliyoruz sizden. Bayramın ilk gününde sevenlerinize bir müjde vermek ister misiniz artık?



- Ben de kurtlarımı dökemediğim için olağanüstü rahatsızım aslında (gülüyor). Bir an evvel çıkarmak istiyorum albümü. Üzerinde çalışıyorum ama notaları hâlâ bitiremedim. Gönül dostlarına karşı vicdanen suçlu hissediyorum.



◊ Neden bir türlü bitmiyor?



- Şu veya bu nedenle bayağı zorlandık. Bundan evvel bir albüm yapmıştık, onun da etkisi oldu. Hatırlarsanız bir tribute çalışması yapmıştık, eserlerimi 32 sanatçı okumuştu. Yeni albüm bazı görevlerimden dolayı gecikti ama artık eli kulağında.



◊ Tamamı yeni şarkılardan mı oluşacak?



- Evet, hepsi yeni.



◊ Yeni şarkı üretme aşaması mı beklenenden uzun sürdü?



- Yok yok. Dağarcığımda her zaman çok şarkı vardır. Yarım yarım duran 500-600, bitmiş 70 kadar şarkım var. Hepsini okuyacak değilim ya, 10 tane seçeceğim.



YENİ ŞARKILARIMDAN BİRİ RAP KARAKTERİNDE



◊ Onca şarkı içinden nasıl seçim yapabiliyorsunuz?



- İçimden ne geliyorsa, nasıl geliyorsa. Bir-iki tanesi var özellikle aklıma takılan. Mesela biri “Dedikodu”. Rap karakterinde. Rap karakter derken icrada rap karakteri yani.



◊ Son görüşmemizde telif yasasıyla ilgili sıkıntıları konuşmuştuk...



- Telif hakkı çok önemli konu. Neden derseniz... İnsan üç yönüyle üretir, bir bedeniyle, iki aklıyla, üç duygusuyla. Telif, akıl ve duyguyla üretilenlerin geri dönüşüdür.



◊ Maddi anlamda yani...



- Hem maddi hem manevi. Üretimin dönüşü büyük ölçüde telif hakkıyla sağlanır. Telif hakkı, sanat eserlerinin ticari alanlarda kullanılmasından kaynaklanan haktır. Bir ticarethane o eserleri kullanıyor mu mesela, öncesinde eser kullanımı için muhatabından izin alacak, sonra telifini ödeyecek.



◊ Türkiye’de telif yasasının yetersizliğinden çok yakınılıyor.



- Şu anda Türkiye’de telif ödeniyor görünüyor değil mi?



◊ Elbette...



- Ama gerçekte hak edilenin 20’de biri, 30’da biri, hatta kategorisine göre 100’de biri alınıyor.



◊ Bu konudaki açıklar neden bir türlü kapatılamıyor?



- 5846 sayılı bir yasa var, bunun adı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası. Bu yasanın daha iyi olması lazım. Şu anki haliyle sanatçıların haklarını koruyamıyor. Daha iyi olması için örnek alınacak yasa ya da uygulamalar var. 



◊ Hangi yasalar onlar?



- AB müktesebatı... Avrupa Birliği’nin uyguladığı kurallar, yasalar. Neden o yasalardan örnek alalım diyorum, çünkü 300 yıldan beri bunu uyguluyorlar, kuralları mükemmel hale getirmişler. Türkiye’de ise bu konu sadece 30 seneden beri ele alınıyor.



TASARIYI GÖRÜNCE TÜYLERİMİZ DİKEN DİKEN OLDU



◊ İki yıl önce de bu eksikleri konuştuk. Onca zaman geçti, düzeltmek için adım atılmadı mı?



- Üç sene evvel başlamıştık aslında bir şeylere. Yasamızı daha iyi hale getireceğimizi umut ediyorduk. Geçen sene son halini almıştı...



◊ Ama sorun çıktı...



- Yasa parlamentoda oylanmaya gitmişti, parlamentoya giden halini gördük, tüylerimiz diken diken oldu.



◊ Neydi o kadar kötü olan?



- Bizim üzerinde çalıştığımız güzellikleri göremedik orada. Onun için rica ettik “Bunu erteleyin, durdurun” diye. Sağ olsunlar ertelediler. Şimdi yeni baştan çalışmamız gerekiyor. Daha iyi olacak inşallah.



◊ Türkiye’de aşağı yukarı kaç müzik sanatçısı var, bu konu hakkında bir bilginiz var mı?



- Devlet bünyesinde olan sanatçılarımızın sayısı 1158. Müzikle ilgili olanlar yani. Operadan baleye ve halk müziğine kadar devlet bünyesindeki bütün memur sanatçılar diyelim. Memur sanatçılar daha çok icracıdır. Yani korumaya yönelik olarak “var”ı anlatırlar.



◊ Ya memur olmayanlar?



- Dışarıdaki sanatçılar, devlet katında resmi sıfata haiz olmadan çalışanlar... Onlar piyasa dediğimiz, Unkapanı vs. dediğimiz yerlerde bulunan sanatçılardır. Onların sayısı kayıtlara göre 20 bin civarı.



◊ Kayıt derken...



- Meslek birliklerine kayıtlı olanlar yani. MESAM olsun, MSG, MÜYORBİR, MÜYAP olsun. 6 meslek birliği var, onlara kayıtlı sanatçı sayısı 20 bin civarı. Şunu da söylemek istiyorum; bütün sanatçıların iyi olması lazım ki sanat da iyi olsun.



◊ Hangi açıdan iyi olmaktan söz ediyorsunuz?



- Sağlığıyla, geçim derdiyle uğraşırsa üretimi gereği gibi olmaz. Bu sözünü ettiğimiz binlerce sanatçı iyi durumda mı derseniz, çoğu ne yazık ki hayır. Çünkü hâlâ sanatçıların büyük çoğunluğu vasıfsız işçi statüsünde değerlendiriliyor. Şuna da aldanmamak lazım. Ülkemizde sanatçı dediğimiz zaman direkt ünlü olanlar akla geliyor. Ama onların sayısı 50-60’ı geçmez. Biz 20 bin kişiden söz ediyoruz.



◊ Bu bir gönderme mi?



- Yok yok, hayır. Biz onları kutluyoruz başarılarından dolayı ama sonuç itibarıyla bütün Türkiye’yi, bütün sanat alemini de ifade etmiyorlar.



◊ Görüşleriniz ve söylemleriniz yüzünden kimi zaman eleştiriliyorsunuz. O konuda neler söylemek istersiniz?



- Ben ülkesine saygı duyan, sahip çıkan bir insanım. Ama sadece vatandaş olarak... Siyasi olarak değil, çünkü siyasetçi değilim. Neticede siyasette tabii ki birer oyumuz var. Herkes oyunu kullanmakta, istediğini tercih etmekte özgür. Bizim değişmez temel prensiplerimiz var, o prensiplere saygı duyarak tabii...



Onlar nedir? Biz laik bir devletiz. Sosyal hukuk devletiyiz, bölünmez bütünlüğümüzle üniter bir devletiz. Biz bu değerleri koruyarak seçimimizi yapar, oyumuzu hangi partiye vereceksek veririz. Şu anda dünyanın durumunu ve büyük resmi de görmek lazım.



SOSYAL MEDYADA AHLAK SÜKUT ETTİ



◊ Sanatçılar için sosyal medya kaçınılmaz bir iletişim mecrası haline geldi. Hayatımızın merkezine oturan sosyal medya sizce faydalı mı yoksa insanları kutuplaştırıyor mu dersiniz?



- Burada eksik olan ahlaktır. Bir de bilgi eksikliği var. Bazılarının ellerine böyle bir fırsat geçmişken bencilce, bilse de bilmese de her türlü konuyu eleştirme hali oluyor. Bu son derece rahatsız edici. Bu konuyu ben üç sene önce torunuma sormuştum, o zaman 15-16 yaşındaydı. “Efe, yavrum, sosyal medya olmasa ne olur?” dedim. “Öyle yaşamak mı olur dede?” dedi. 



Fakat altı ay kadar önce yine aynı şeyi sordum. Bu kez “Çok daha iyi olur dede” diye cevap verdi. Bunu bana gencecik torunum söylüyor. Şimdi sanıyorum ki çok kişi bu fikirdedir. Fakat sosyal medyadan da vazgeçilmesi mümkün değil. Burada ahlak sükut etmiştir. 



◊ Çözüm?



- Çözüm insanın kendisinde. Ahlaklı biri zaten gerekeni gerektiği gibi yapar. Fakat ahlaklı olmayanlar burayı bozuyor. Sosyal medya ayrı bir dünya. Bildiğimiz dünyaya baktığımızda bir dolu devlet ve o devletlerin kuralları var, kurallara göre hareket ediliyor. Ama sosyal medyada devlet yok, kural yok. 



Bunu düzene sokmak lazım. Etikle ahlakla ilgili, insan değerleriyle ilgili, demokrasiyle ilgili, hukukla ilgili. Bu değerleri korumak için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak lazım. Herkes bilmeli ki, bu dünyada yalnız kendileri yok. Başkaları da yaşıyor ve onların haklarını gasp etmemeleri gerekiyor. 



Senin özgürlüğün bir başkasının özgürlüğünün sınırına kadar.



O REKLAMDA TENKİT EDİLECEK BİR ŞEY YOKTU



◊ Rol aldığınız reklam filmi çok konuşulmuştu. Seri tamamlandı mı? 



- Sonuncuyu, yani dördüncüyü yeni çektik. Sanırım haziranda yayınlanır.



◊ Kimi çok sevdi bu reklamı, kimi çok eleştirdi.



- Evet, tenkit de aldık ama genelde başarısı büyük olmuş, çok sevilmiş. Teşekkür ettiler bunun için, mutlu oldum. O reklamın özü ne... temizlik imandan gelir. Bizim dinimizde temizliğin önemi çok büyüktür. Yani tenkit edilecek bir şey yok. O da temizliğe katkıda bulunan ürünlerden biri neticede.



BABAMIN ESKİ ELBİSELERİ TERS YÜZ EDİLİR BANA VE KARDEŞLERİME BAYRAMLIK YAPILIRDI



◊ Bayramlardan söz edelim. Size ne çağrıştırıyor bayramlar?



- Bayramlar bana göre sihirli günlerdir. Sevgiyi, saygıyı pekiştiren günlerdir. Ayrıca Ramazan Bayramı, o güzel ramazan ayının tacıdır. Bayramlarda insanlar birbirini daha çok sevip sayar, birbirini ziyaret eder, görüşür. Dediğim gibi sihirli günlerdir.



◊ Çocukluğunuzdaki bayramlar nasıldı?



- O zamanlar konfeksiyon yoktu. Kumaş alınır, kıyafetler terziye diktirilirdi. Benim en sevdiğim elbiselerim, babamın elbiseleri ters yüz edilerek bana ve kardeşlerime dikilenlerdi.



Yani babam giymiş, kullanmış, artık miadı dolmuş. Terzi onu alıp bozar, bize göre yapardı. Öyle mutlu olurdum ki babamın elbisesini giyiyorum diye.



Bayram sabahını zor ederdik. Kahvaltı ve aileyle bayramlaşmanın ardından büyüklerimizin ellerini öpmeye giderdik. Ama önce harçlığı en çok kim veriyorsa ona (gülüyor).



◊ Son olarak okuyuculara bir bayram mesajı verir misiniz?



- Sağ olana, sağlıklı olana her gün bayramdır şüphesiz, bunu böyle bilelim. Bayramların değerini bilelim. Bayramlar insanlığımızı pekiştiren, saygımızı güçlendiren değerlerdir. Gelenek göreneklerimizi unutmayalım. Bunlar bize yaşam gücü verir.


Sıradaki Haber İçin Sürükleyin