MEHMET BARLAS: AH NEREDE O ESKİ ÖZGÜR BASINLAR?

"Dünün değerleri ve anlayışları ile bugünü anlamaya ve yorumlamaya saplanmış alışkanlığımızdan ayrılmaya pek niyetli değiliz."

MEHMET BARLAS: AH NEREDE O ESKİ ÖZGÜR BASINLAR?

Mehmet BARLAS/SABAH


Ah nerede o eski özgür basınlar?


Dünün değerleri ve anlayışları ile bugünü anlamaya ve yorumlamaya saplanmış alışkanlığımızdan ayrılmaya pek niyetli değiliz.
Bu anakronizmi mesela "Basın özgürlüğü"nü ele alırken fazlasıyla tekrarlıyoruz.
Padişahı veya cumhurbaşkanını ya da başbakanı sorularımızla terletmeyi hâlâ basın özgürlüğünün yansıması olarak görenlerimiz var.
Oysa artık öğrenmiş olmamız gerekir.
Geçmişte nice önemli kişiyi sorularımızla terlettik, kelimelerimizi silahın namlusuna sürer gibi kalemlerimize sürüp nice güçlüyü yazılarımızla yerden yere vurduk.
Menderes'i idama bizler de götürmedik mi?
Orhan Erkanlı "Akis okuyarak 27 Mayıs'ı yaptık" dememiş miydi?
1965-71 Demirel'ini "Kanunsuz Süleyman" yaftası ile yıpratıp 12 Mart'taki ilk darbesi ile baş başa bırakmadık mı onu?
Turgut Özal hakkında neler yazıp söylediğimizi unuttuk mu?

Yasaklar ve tabular
Ama bunları yaparken bazı konulara dokunamazdık bile.
Yasaklardan öteye tabular vardı.
Bir anda bölücü, gerici, komünist veya başka bir şey olur ve kendimizi yargıçların önünde bulurduk.
Şimdi bu yasaklar ve tabular buharlaştı.
Yoldaş, candaş, yandaş veya karındaş diye birbirlerini damgalamaya çalışan meslektaşlarımızın üzerinde akıl yürütmedikleri bir konu kaldı mı?
Bu arada Başbakan da yeterince eleştirilmiyor mu?
Hatta kural ve nezaket dışı kelimeler kullanılmıyor mu onun için?
"Muhalif olmak" veya "Eleştirmek" ile "Düşman olmak" arasındaki farkı da unutmayalım.
PKK yerine Erdoğan'a yüklenmek, gerçekten akıl kârı mıdır?
İlk Kürt açılımını yapan Turgut Özal'a da PKK "Eruh baskını" ile cevap vermemiş miydi?

Atatürk kazanır mıydı?
Özetle basın (veya düşünce) özgürlüğünü kısıtlayan yasakların ve tabuların buharlaşmasını ve "Derin Devlet"in sığ sulara çekilmesini yok sayıp, sadece Başbakanı yeterince terletmemekten yakınmak insafsızlık değil midir?
Seçilerek gelenler, zaten seçilerek gideceklerdir.
Daha ötesi var mı?
"2'nci Adam" İnönü bile ilk gerçek seçimde iktidarı kaybetmedi mi?
Onun yerinde Atatürk olsaydı, CHP 1950 seçimlerini kazanır mıydı dersiniz?
Ayrıca Demokrat Parti Atatürk'ü Anıtkabir'e taşıdığı ve Atatürk'ü Koruma Kanunu çıkardığı için, Kemalistler Bayar ve Menderes'e saygı mı duydular?
Churchill İngiltere'ye 2'nci Dünya Savaşı'nı kazandırdığı gün, seçimde yerini Atlee'ye bırakmadı mı?
Bu coğrafyada Başbakan olmak zaten bütün yaşamını saunada geçirmek gibidir.

Zor meslek
Önünüze başardıklarınız değil başaramadıklarınız getirilir.
Bir sorunu çözdüğünüzde 10 tane yeni ve çözümü zor sorun ürer.
İsviçre gibi çevreniz istikrarlı, gelişmiş ve demokratik komşularla kuşatılmamıştır.
Ekonomiyi toparlasanız, Suriye'deki olayları önleyemezsiniz.
Demokratik açılımlarınıza terör eylemleri ile cevap verilir.
AK Parti iktidarını ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ı soyutlayarak bu tabloyu değerlendirmeye çalışın...
Siyasi varlığı ve iktidarı seçim kazanmaya bağlı olan bir insanın yerine koyun kendinizi.
Ayrıca istediğiniz kadar eleştirin, terletin onu.
Başbakan Erdoğan da öfkeli söylemleri ile yeterince pas veriyor eleştirenlere zaten.

Sıradaki Haber İçin Sürükleyin