Binnur Kaya Episode Dergi'nin kapağında: Kırmızı Oda, şifalı bir iş

Yapımını OGM Pictures’ın gerçekleştirdiği, Gülseren Budayıcıoğlu’nun gerçek karakterlerin gerçek yaşam öykülerini barındıran eserlerinden uyarlanan ‘Kırmızı Oda’, sezonun flaş dizisi olarak ses getirmeye devam ediyor. ‘Kırmızı Oda’nın Doktor Hanım rolüyle başrolünü üstlenen Binnur Kaya, Episode Dergi’nin Eylül-Ekim sayısına kapak oldu.

Google Haberlere Abone ol
Binnur Kaya Episode Dergi'nin kapağında: Kırmızı Oda, şifalı bir iş

Kırmızı Oda’ ve karakteri hakkında konuşan ve dizinin başarısını yorumlayan Binnur Kaya, “Kırmızı Oda şifalı bir iş. Biz şifa niyetine girdik bu işe” derken, farklı bir karakterle seyirci karşısına çıkması hakkında ise “Daha önce oynamadığım bir rol. Farklı bir kurgu. Başka bir ekip. Başka bir kanal. Bunların hepsi yeni deneyimler” şeklinde konuştu.

İlk beş bölümüyle seyirciden büyük ilgi gören ve reytinglerin zirvesinde yer alan ‘Kırmızı Oda’, yeni bölümüyle 9 Ekim Cuma akşamı TV8 ekranında olacak.

Yeni diziniz Kırmızı Oda, yayın hayatına başladı. Kırmızı Oda, nasıl bir iş sizce, tür ve içerik olarak nasıl özetlersiniz diziyi?

Kırmızı Oda… Şifalı bir iş… Tabii, nereden ve nasıl baktığınızla ilgili… Biz “şifa niyetiyle” girdik bu işe… Yönetmen Cem Karcı da, projenin sahibi Gülseren Budayıcıoğlu da, yapımcı Onur Güvenatam da… Bu işle ilgili, bu işin içinde yer almakla ve beraber olmakla ilgili buluştuğumuz yer aynıydı; “şifa”. İşin bir televizyon dizisi olduğunu, sektörün ticari bakışını, sektör gerçeklerini unutmadan söylüyorum. Evet, bunları biliyoruz ve içine de bir niyet koyuyoruz… Ayrıca dünyada başarılı örnekleri olan da bir tür, bizde ilk.

Projeler konusunda çok seçici olduğunuzu biliyoruz, Kırmızı Oda’nın sizi cezbeden yanları neler oldu, canlandırdığınız karakterde bu zamana kadar canlandırdığınız diğer karakterlere göre ne gibi farklar var, neler heyecanlandırıyor sizi karakterinizde?

Projelerde seçici olabilmek önemli bir lüks… Ülkemde lüks yani… “Mesleğinizin haklarının korunduğu” yerlerde, bizim lüks dediğimiz, olağan akış… Zaten olması gereken… “ Güzel Sanatlar” başlığı altında eğitim aldıysan, işinin içinde “sanat” ya da “zanaat” varsa, lütfen seçelim; mecbur olmayalım… Benim bu lüksü nasıl kullandığım tartışılır gerçi; bazen uzun soluklu olmayacağını tahmin ettiğim işleri sırf yapımcıyı sevdiğim için, senaryoya rağmen tek bir oyuncuyla çalışmak istediğim için kabul etmişliğim çoktur. Kırmızı Oda, bu türün bizdeki ilk örneği. Bir odada iki kişi konuşuyor, aralıksız yarım saat, kırk dakika konuşuyor. Psikiyatrist olarak seyircinin daha çok komedide gördüğü ve çoğunluğun öyle de görmek istediği bir oyuncu oynuyor. Bunlar hep risk. Sırf bu riskler için bile kabul ederdim bu işi… Yaşanmış hikâyeler olması, projenin başında psikiyatrist doktor Gülseren Budayıcıoğlu’nun bulunması, TV8’in işlerinin arkasında duran bir kanal olması…  Ve başlı başına bir sayfa açıp konuşmamız gereken yönetmen Cem Karcı… Bu dünyayı kuran, her şeyle tek tek ilgilenen harika insan Cem Karcı… Daha önce oynamadığım bir rol. Farklı bir kurgu. Başka bir ekip. Başka bir kanal. Bunların hepsi yeni deneyimler…

Daha önce yaptığımız röportajlarda bu sahnelerin insanlara iyi geldiğini, psikoloğa gitmeyi ayıp karşılayanların da fikrini önemli ölçüde değiştirdiği söylenmişti. Siz ne düşünürsünüz bu konuda? Kırmızı Oda, izleyicilerde sizce bu tür değişimlere neden olacak mı?

Dilerim olsun... Çünkü çocukluğumuzdan beri bize öğretilenleri, yapmak zorundaymış gibi lanse edilenleri, istediklerimizi değil, bizden istenenleri yapmanın önemli olduğu bilgisini çıkarırsak, geriye kendimize ait bir şey kalmıyor. Ailemiz, öğretmenlerimiz, çevremiz, akrabalarımız, üst'lerimiz... miz...miz..miz “kendimiz" zannettiklerimizin çok büyük bir bölümü “onlar”ın. Onları çıkarırsak bize ait ne kaldı? Başarıya odaklandık, maddi güce, dış güzelliğe... Görünenle ilgilendik... Ruhumuzu unuttuk. Bizlere başarıdan bahsederken, mutlu olabilmenin, önce kendini sevebilmenin, ruhunu, kalbini dinlemenin asıl başarı olduğunu söylemediler. Unutturdular ruhumuzu... Kalbimizi neredeyse sadece âşık olurken dinledik; sonra onu da duyamaz olduk. Sonuç olarak nasıl ki bedenimizde ağrıyan yerler için doktora gidiyorsak, ruhumuzdaki yaralarımız için de “ruh doktoru"na gitmenin kendimiz ve hayatımız için yapacağımız en iyi şeylerden biri olduğunu idrak edebiliriz.

Televizyon dizileri bağlamında özellikle komedi türündeki işlerde izledik sizi. Dram ağırlıklı bir işte izleyeceğiz bu kez. Neler söylemek istersiniz bu konuda?

Ben mutluyum tabii, farklı roller oynamak, farklı karakterler canlandırmak zor ama zevkli bir yolculuk. Yolda dikenler yok mu; var tabii. Mesela bir oyuncuyu gördüğü, benimsediği halin dışında görmek istemeyen seyirciler olabilir. Beğenip beğenmemek ayrı bir konu.Sonuçta yol seninse, yolculuğun tadı da başka, öğrettikleri de… Dilerim, içindekiler için de, seyredenler için de şifalı ve güzel bir yolculuk olur Kırmızı Oda dizisi.

Röportajın tamamı Episode Dergi’nin eylül-ekim sayısında…

Sıradaki Haber İçin Sürükleyin