Ahmet Şık: Erdoğan'ın hastalığını Cemaat nereden bildi?

Ahmet Şık, Erdoğan'ın "yasadışı dinleme" ile ilgili açıklamalarını BirGün gazetesinde değerlendirdi: Başbakan kimi ima ediyor?

Google Haberlere Abone ol
Ahmet Şık: Erdoğan'ın hastalığını Cemaat nereden bildi?

Ahmet Şık/Birgün



 



Erdoğan'ın hastalığını Cemaat nereden bildi?



 



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta NTV’de katıldığı bir programda, evinde “böcek” tabir edilen cihazlardan bulunduğunu belirterek kendisinin de yasadışı dinleme mağduru olduğunu açıklamıştı. Hozat’taki fişleme faaliyetleri ve yasadışı dinlemelerle ilgili soruya Erdoğan, “Devletin kurumları birimleri arasında bazı yanlış alışkanlıklar var. Bu yanlış alışkanlıkları tamamen atamıyorsunuz. Dinleme de buna dâhil. Bende dâhil bu dinleme bitmemiştir… Makama bir böcek koydular... Arama tarama esnasından ilgili birimlerimiz bunu buldu çıkardı… Evimin altındaki ofisimde olan şey... Birileri işte, derin devlet dediğiniz onlarda boş durmuyor ve çalışıyor. Bunlar devletin içine sızmış vaziyette bunlar var” yanıtını vermişti. Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı bu olayla ilgili Ankara Savcılığı’nın da aylar öncesinden soruşturma başlattığı, dinleme için kullanılan “böceklerin” Emniyet’in Bilişim Şubesi’nde incelendiği ortaya çıkmıştı.



 



Başbakanın bu açıklaması üzerine herkes, derin devlet faaliyetlerinin “sorgulandığı”, “hesaplaşıldığı” yalanı üzerine kurulan Ergenekon ve ilintili soruşturma süreçleri ile sanıklarının ima edildiğini düşündü. Hâlbuki bahsi geçen soruşturma ve dava dosyalarında illegal telefon dinleme kayıtlarına rastlanmamıştı. Son dönemde tartışmalı polis ve yargı operasyonlarıyla mağdur edilen herkesi aynı odağa, Gülen Cemaatine işaret ederken acaba Başbakanın, “Birileri işte, derin devlet dediğiniz onlarda boş durmuyor ve çalışıyor. Bunlar devletin içine sızmış vaziyette bunlar var” diyerek ima ettiği aslında kim anlamaya çalışalım.



 



KİMSENİN BİLMEDİĞİNİ BİLEN CEMAAT



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen’in şahsında simgeleşen AKP-Gülen Cemaati çatışmasını kamuoyunun gündemine taşıyan olay Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) kriziydi. Bu olay aslında iktidarın bileşenlerini oluşturan iki gücün AKP ve cemaatin arasındaki çatışmanın görünen yüzünü oluşturdu. PKK ile yürütülen “müzakerelerde” görev alan MİT yöneticilerinin 7 Şubat 2012’de ifadeye çağrılmasıyla patlak veren olay kimilerine göre “sivil darbe girişimi” anlamına da geliyordu. Zaten Başbakan Erdoğan’ın da asıl hedefin kendisi olduğunu söylemesi de “sivil darbe” tanımını haklı çıkarıyordu. İktidar bileşenleri arasında yaşanan bu kirizin ilginç kılan bir diğer konu ise Başbakanın sağlık sorunlarıyla ilgili ameliyat olduğu dönemde ve ortalıkta olmadığı bir döneme denk getirilmesiydi. Cemaatin, Erdoğan’ın ameliyat olacağını kendisi ve yakın çevresindeki bir kaç kişiden başka kimsenin bilmediği bir dönemde böyle bir hamleye girişmesinden kuşkulanılınca Başbakan'ın Ankara Keçiören'deki evinde yapılan aramada dinleme cihazları bulundu. Bunun üzerine MİT, makam aracı da dahil olmak üzere Başbakanın kullandığı her yerde böcek araması yaptı. İddialara göre aramalarda Başbakan'ın AKP Genel Merkezi'ndeki makam odası ile Meclis'teki makam odasında da dinleme cihazları tespit edildi. Başbakanlık koruma ekibinin değiştirilmesinin de bulunan böceklerle bağlantısı olduğu da iddialar arasında.



 



İLGİNÇ TESADÜF



Aslında Erdoğan yasadışı dinleme mağduru olduğunu bu olaydan çok önce biliyordu. Daha önce de dinlenildiğini ima eden açıklamalar yapan Erdoğan’ın önce KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'la ardından da iş adamı Remzi Gür'le yaptığı telefon görüşmeleri 2009’da sızdırılmıştı. Erdoğan’ı en çok kızdıransa Remzi Gür’le arasında geçen ve ABD’deki kızı için para istediği telefon konuşmasıydı. Başbakan ile cemaat arasındaki gerilimin ilk nüvelerinden birisini oluşturan bu olayla ilgili ilginç bir tesadüf de Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in aynı dönemde görevden alınmasıydı. Hrant Dink suikastında ihmali olduğu iddia edilen ve bu yönde ciddi kuşkular bulunan, hakkında cemaat mensubu olduğu iddiaları yöneltilen Akyürek, tıpkı cinayette ihmali olduğu öne sürülen diğer emniyetçiler gibi korunmuştu. Ancak Akyürek 16 Ekim 2009’da aniden görevinden alınarak merkeze çekildi ve Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığına uzman olarak getirildi. Daha sonra bu tasarrufla ilgili olarak İdare mahkemesine dava açarak görevine iadesi kararı verilse de Akyürek mahkeme kararına rağmen görevine dön(e)medi. Peki, Dink suikastı dolayısıyla eleştiri oklarının hedefi olmasına rağmen yerinden edilemeyen Akyürek ne olmuştu da görevinden alınmıştı?



 



Bu sorunun yanıtını elbet taraflardan birisi cevaplamadığı müddetçe öğrenemeyeceğiz. Ancak Akyürek’in görevden alınmasından önce söylentilere göre Başbakanın gizlice kaydedilmiş telefon konuşma kayıtlarının sızdırıldığı emniyet ve siyaset kulislerinde konuşuluyordu. Zaten 2 gün sonra bu söylentilerin doğru olduğu kanıtlandı. 18 Ekim 2009’da ve 25 Ekim 2009’da o dönem haftalık dergi olarak yayın yapan Aydınlık’ın kapak haberleri Başbakan Erdoğan’ın illegal biçimde kaydedilmiş telefon konuşmalarıydı. Dink suikastiyle ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun raporunda “görevini ihmal etmek”le suçlanmasına rağmen görevinin başında kalan Akyürek, tam da bu haberlerin yayımlanmasından kısa süre önce görevinden alınmıştı.



 



ULUSAL KANAL YAYINLAYINCA...



Bu arada illegal ses kayıtlarıyla ilgili haberlerin diyetini ödeyenler de gazeteciler oldu. Telefon kayıtlarıyla ilgili, 23 Ağustos 2011’de, “Ergenekon örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanacak olan Önsel’in basın toplantısı ve derginin yayınından sonra Aydınlık ve Ulusal Kanal’a yönelik operasyonlar yapıldı. Sızdırılan telefon kayıtlarını haber yapan iki gazeteci Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya da tutuklanmaktan kurtulamadı. AKP ve cemaat medyasında konuşmaların içeriği değil de illegal kayıtların Ergenekon örgütünün yaptığına yönelik haberlerin ardından iki gazeteci hedef alınan herkese olduğu gibi 9 Kasım 2009’da “Ergenekon terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklandı. Gazetecilere “Özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, hukuka aykırı olarak kişiler verileri kaydetmek, kayda alınan konuşmaları basın, yayın yoluyla yayınlanmak” gibi suçlamalar da yöneltildi.



 



KAYITLAR HERKESE GÖNDERİLMİŞ



13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri’de 11 Ekim 2012’de yapılan Ergenekon duruşmasında gazeteci Tayfun Devecioğlu’nun da bu konuyla ilgili tanıklığına başvuruldu. O dönemde Vatan gazetesi genel yayın yönetmeni olan Devecioğlu, aynı ses kayıtlarının kendilerine de ulaştırıldığını ancak yasadışı dinleme olduğu kanaatine vardığı için haber olarak kullanmadığını anlattı. Gazeteci Devecioğlu, Aydınlık’ın yayından 7 ay önce gazeteler ve kimi siyasilere gönderilen ses kayıtlarının arasında Başbakan Erdoğan’ın yanısıra Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, işadamı Cüneyt Zapsu'ya ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının olduğunu da söyledi.



 



26 Mart 2009’da Vatan Gazetesinin Ankara bürosuna ses kayıtlarını içeren elektronik postalar gönderildiğini belirten Devecioğlu, “Kim tarafından gönderildiği belli olamayacak şekilde gece mail atmışlar. Benim ertesi gün haberim oldu. Bu ses kayıtları sadece gazetelere değil bazı kişilere de gönderilmiş. Ankara büro, ses kayıtlarını İstanbul'a gönderdi. 8-10 ses kaydı vardı. 2-3 tanesini dinledim. Yasa dışı dinleme olduğu kanaatine vardım. Bir miktarda özel hayatla ilgiliydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bir televizyon kanalında 'Beni de dinliyor olabilirler, konuşmalarıma dikkat ediyorum' diye bir beyanı oldu. Bunun üzerine Başbakan'ın bu beyanıyla birlikte Başbakan'a ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının internette dolaştığına ilişkin, 28 Mart 2009'da ses kayıtlarının içeriğini yayınlamadan, 'Erdoğan'ın ses kaydı mı var?' başlıklı bir haber yaptık. 13 yıldır gazetelerde yöneticilik yapıyorum. Yasa dışı, illegal ses kayıtlarının içeriğini prensip gereği haberleştirmedim” dedi. Bir gazetecilik tercihinde bulunarak yasadışı elde edilmiş olsa da bir çok basın kuruluşu ve gazeteciye gönderilen ses kayıtlarını yayınladıkları için iki gazeteci 3 yıldan uzun süredir tutuklu.


Sıradaki Haber İçin Sürükleyin