'Yazdıklarımızın, öyle ya da böyle içimizden çıkardıklarımız olduğuna inanıyorum'

Dördüncü kitabını okurla buluşturan yazar Müjde Alganer, Ziziro'yu Medyatava'ya anlattı...

'Yazdıklarımızın, öyle ya da böyle içimizden çıkardıklarımız olduğuna inanıyorum'

Yazar Müjde Alganer'in dördüncü kitabı "Ziziro", Artemis yayınları etiketiyle geçtiğimiz ay okurla buluştu. Raflara merhaba dediği ilk günden bu yana yoğun ilgi gören kitap, sıra dışı bir genç kadının, annelik, kadınlık ve ilişkiler hakkındaki anlam arayışının, var oluş sıkıntılarının ve hayata değer katma çabasının ekseninde gelişen bir hikâyeleri anlatıyor.



Peki bu anlam arayışının çıkış noktası ne ve Ziziro bize neyi vaad ediyor?



Müjde Alganer'e sorduk...





Ziziro neyi konu ediniyor? Okuyucuyu nasıl bir yolculuğa çıkarıyor?



Ziziro bir kadının hayata ilişkin anlam arayışını konu ediniyor. Kendini ‘sıradan’ içinde konumlandıramayan genç bir kadının yakın çevresi ile ilişkileri üzerinden merceklediği hayatını, zamansız ve sarmal bir kurguda okura sunuyor. Küçük gerçeküstü katmanlar, anlatıcının dobra ifadeleri ve matematik algısını öne çıkaran bir yolculuk vaat ediyor. Bu matematik kısmı korkutmasın sakın, metnin içinde okuru zorlamadan ilerleyen bir damar.



Kitabın adı çok ilginç. Nedir Ziziro ve hangi karakteri temsil ediyor?



Ziziro kelimesi bize ne kadar yabancıysa Kıbrıslılar için de o kadar tanıdık. Namı diğer ağustosböceği… Benim annem de Kıbrıslı olduğu için bana da çocukluğumdan beri aşina olan bir kelime aslında. Bu küçük olağanüstü varlığın yazı tembel geçiren kışa hazırlıksız yakalanan bir hikâyesi vardır, bilirsiniz mutlaka. Ayrıca senelerce yerin altında durup yeryüzüne, doğumlarından itibaren asal sayılı yılların belli bir zamanında ortaya çıkarlar. Elbette ki hem anlatıcıyı hem de başkarakteri temsil ediyor. Hayata hazırlıksız yakalanmaya, zihinlerin adeta bir zırıltı gibi biteviye çalışmasına ve aynı zamanda hayatın görünen-görünmeyen bağlarına gönderme var burada.



İlk üç kitabınızdan farklı olarak bu kitapta ne gibi farklı tekniklere başvurdunuz? 



Metinde geçmişe gidiş gelişler bir sarmal oluşturuyor. Ayrıca matematikçi bir karakter hayatı tanımlarken acaba nasıl tanımlardı derdi yarattım kendime. Deneysel bir girişimdi benim için hatta küçük bir meydan okumaydı. İlk üç kitabım bu anlamda daha lineer diyebilirim



Hikâye bütünüyle kurgu mu, yoksa yaşanmışlık da barındırıyor mu?



Hikâye bütünüyle kurgu ama ben de iki çocuk annesiyim. Elbette annelik tecrübelerimin faydası oldu. Sıra dışı, akıllı kızımın ve annemin katkısını da göz ardı edemem.



Kitapta her ebeveynin çocuklarının ergenlik döneminde yaşadığı benzer sorunlara değiniyorsunuz? Bu klasik çatışma ortamıyla ilgili ne gibi deneyimler edineceğiz?



Aslında klasik değil. Benim bu romanı yazarken bir niyetim vardı. Hayata değer katanlar kimlerdir? Hep bu sorunun etrafında döndüm durdum. Mutsuz aile ortamları, içinde yetişene çelme midir? Diğer tarafından bakıldığında buradan güçlenerek çıkmak mümkün müdür? Elimizde olmayan yoksunluklarımızı –mutsuz aile, eksik baba figürü, yeterince yaşanmamış duygu paylaşımları vb- bizi nereye götürür? Bunların yas yükünü ömür boyu taşımalı mıyız? Olanı ve olmayanı cesaretle kucaklamak ve kabul etmek özgürleştirir mi? Küllerinden doğmanın bir yolu var mıdır? Bazen büyürken bizi mutsuz eden şeyler, aslında ‘gerçek’ hayata karşı daha mı hazırlıklı kılar? Bu sorular ekseninde vaat ettiğim deneyim, herkesin kendinden bir parça bulabileceği ama başkarakterin izinde belki de ‘gergin’ sayılabilecek konuları anlatımla dengelediğim bir deneyim sunacak diye düşünüyorum. Romandaki zeytinli bilmecenin cevabı da sorumun -hayata değer katanlar kimlerdir- cevabı…





Siz nasıl bir genç kızlık dönemi geçirdiniz? Kitabı yazarken kendi deneyimlerinizden faydalandınız mı?



Yazdıklarımızın, öyle ya da böyle içimizden çıkardıklarımız olduğuna inanıyorum. Faydalanmadım desem yalan olur. Ama gerçeği yazdığınızda otobiyografi olur ve onun yeri-tadı-dokusu farklıdır. Bu roman tamamen kurgu… Ben Ankara’da doğdum ve büyüdüm. Benim de sıra dışı bir annem vardı. Annelerin –genelde- hayatlarımıza dokunuşlarının fazlasıyla önemli olduğuna inanıyorum. Başucundan “Great Lives, Great Deeds’ kitabını ayırmayan, klasik müzik dinleyen, yabancı filmleri -oyuncuları takip eden, altın gününe gitmek yerine evde kitap okumayı tercih eden, üç dili akıcı şekilde konuşan bir annenin kızı olarak, memur bir kentte memur bir ailenin kızı olarak, çalışmaya ve üretmeye önem verilen bir ortamda büyüdüm.



Kitapla ilgili nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? Özellikle de kadın okurlarınız nasıl yorumlar yapıyorlar?



Kitabın sonunda sarsıldığını, ağladığını söyleyenler oluyor. Özellikle kadın okurlar, annelik deneyimi olanlar… Öte yandan erkekler de beğeniyor. Hatta kurgu sevmeyen-okuyamadığını söyleyenlerden bile çok olumlu dönüşler alıyorum… Romanın dili,ekonomik anlatım tarzı beğeniliyor. Hatta başkarakterin hafif edepsiz-zıpır dilinin sevildiği yönünde yorumlar da var.



Yeni kitap hazırlığı var mı?



Evet var… Yazmak sanırım patolojik bir varoluş şekli. Beyin, kalp durmuyor. Bu sefer de yepyeni bir konuyu iki kadının hayatı üzerinden anlatmaya çalıştığım bir metin üzerinde demleniyorum.



 


Sıradaki Haber İçin Sürükleyin