Kuzey’in sahici ruhu: Brüksel

Gazeteci ve yazar Sayım Çınar, bu hafta okurlarını Brüksel sokaklarına çıkarıyor...

Google Haberlere Abone ol
Kuzey’in sahici ruhu: Brüksel

Brüksel, Belçika’nın başkenti ve aynı zamanda Avrupa Birliği’ne ev sahipliği yapan bir şehir. Bataklığın içindeki yerleşim yeri anlamına gelen Brüksel, çikolatanın, biranın, waffle’ın, patates kızartmasının ve Tenten’in şehri… Bu şehri doğaçlama bir şekilde gezerseniz inanılmaz hoş şeylerle karşılaşabilirsiniz. Grand Palace’da Victor Hugo ve Karl Marx’ın evlerini görünce kendimden geçtim. İşte size bir günde Brüksel turunun notları...





Sayım Çınar

sayimcinar@gmail.com



10.00: Nisan ayının son haftası, beş günlüğüne yeniden Brüksel’e gittim. Daha önce bu şehre geldiğim için hiç yabancılık çekmedim.. Brüksel’de yürüyerek gezebileceğiniz yerlerin yanı sıra araçla ulaşım sağlamanız gereken yerler var. Bir günlük şehir turunda daha çok şehir merkezinde ve yürüyerek gidilecek yerleri gitmenizi öneririm.Bu yüzden şehir turuna en ünlü meydanı Grand Place Meydanı’nı keşfederek başlayabilirsiniz. Biz de öyle yaptık ve Dünya Mirası olarak kabul edilen Grand Place’a (Flemenkçe: Grote Markt) yürüdük.





Grand Place gerçekten harika bir yer. Meydanı çevreleyen ünlü tarihi yapılar arasında Maison du Roi, Maison des Ducs de Brabant, Le Cornet, Hotel Ville, Everard’t Serclaes Heykeli, Maison de Boulangers’ı sayabiliriz. Ayrıca Brüksel’in ünlü simgesi Manneken Pis Heykeli de bu meydana oldukça yakın bir konumda bulunuyor. En cezbedici tarafı, meydanın tarihi ve mimarisi muhteşem binalarla çevrili olması.





Grand Palace’da Victor Hugo ve Karl Marx’ın izlerine kapılmamak imkansız. Ama bu şehirde kaybolmak sahici bir duygu. Victor Hugo ve Karl Marx’ın evlerini görünce kendimden geçtim.Karl Marx, Belçika’ya 1845 yılında geldi. Devrimci düşünceleri nedeniyle, önce Almanya’dan ve ardından Fransa’dan kovulan Marx, Brüksel’de sürgünde yaşamış. Koşarak neden Grand Place’a gittiğimi şimdi daha iyi anlıyorum…



11.00: Turumuza Grand Place yakınında yer alan St. Hubert Pasajı ile devam ettik. Çok güzel bir pasaj. Üstü tamamen cam kaplı, içerisinde tasarım ürünler satan mağazalar, çikolatacılar, dantel dükkanları, kitapçılar ve cafeler bulunuyor.



Bu bölgede Brüksel’in en güzel dini yapıları bulunuyor. St. Michael & St. Gudula Katedrali de bunlardan birisi… Gotik mimariye sahip katedral. Victor Hugo’nun ‘gotik mimarinin en sade eseri’ olarak nitelendirdiği katedrale giriş ücretsiz. Biraz soluklanmak isterseniz katedral yakınlarındaki Brussels Park’ta dinlenebilirsiniz. Parkın içerisinden aşağıya doğru yürümeye devam ederseniz karşınıza Royal Palace ( Kraliyet Sarayı) çıkıyor. Sarayın bahçesi ziyarete açık, çünkü Kraliyet ailesi şehrin dışında bulunan Laeken Kalesi’nde yaşıyor. Hemen yanında yer alan St. Jacques Sur Kilisesi Brüksel’in en güzel kiliselerinden biri.





12.00: Brüksel'de doğaçlama bir şekilde gezerseniz tesadüfen inanılmaz hoş şeylerle karşılaşabilirsiniz. Her gün değişik bir bira keşfetmek, ünlü kafelerde tesadüfen Coldplay dinlemek, Leon de Bruxelles'de Moules Frites yemek sarsıcı duygulara yol açabiliyor. Bu şehirde Starbucks bile şahane! Brüksel bana kalırsa Paris’ten bile daha etkileyici!



13.00: Brüksel’de mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi de minik ama şehrin en önemli simgesi olan “Manneken Pis” yani İşeyen Çocuk Heykeli. 17. yüzyılda yapılan heykelin kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Neden yapılmış olabileceğine dair ise birden fazla rivayet var. Çocuğun ajan olduğunu söyleyenler de var, çocuğun kaybolduğunu ve ailesinin anısına yaptırmış olabileceğini söyleyenler de… Bu minik heykelin bir gardırobu ve 800’den fazla kıyafeti var. Brüksel Bira Festivali’nde, heykelden çiş yerine bira akıtılıp dağıtılıyormuş. Manneken Pis, bu kadar büyük bir turistik sembol haline gelince, ona bir kız arkadaş yapmaya karar vermişler ve Jeanneke Pis’i yapmışlar ancak çocuk kadar tutmadığı için çok bilinmiyor.





14.00: Yürüyerek gezilecek yerleri turladıktan sonra yemek molası verdik. Brüksel yemeği ihtiyaçtan öte tutku haline getiren bir yer. Şehirden binden fazla restoran bulunuyor. Yemek kültürü açısından Avrupa lezzetlerini yansıtıyor. Yeme içme denince akla gelen ilk şeyler çikolata, waffle, patates kızartması, midye ve çilek. Restoranların çoğu şehir manzaralı. Eğer Petite rue des ya da Bouchers sokaklarında şehir manzarası eşliğinde yemek yemediyseniz Brüksel’i görmüş sayılmazsınız. Restoranların birçoğunda rezervasyon şart değil. Farklı ve yerel tatları sevenlerdenseniz, … Popüler restoranlara gelince… Chez Leon, Brüksel’in en lükse ve popüler restoranlarından biri. Tencere içinde pişmiş halde gelen kremalı, şarap soslu, ya da acı soslu midyeler ve sarımsaklı domates soslu tepsi servisini mutlaka deneyin.. Restoranda somon balığı, ahtapot ve midye favoriler arasında.



Maison Antoine ise patates denilince çok tercih edilen ve bilinen bir mekan. Yerli halktan ziyade turistlerin daha cazip bulduğu bir yer. Daha çok iş adamları, bürokratlar ve turistlerle doluyor.





15.00: Yemekten sonra ulaşım araçlarıyla gezebileceğimiz yerlere doğru yol alıyoruz. Avrupa’da nereye gidersem gideyim, o şehrin metrosunu keşfetmeyi seviyorum. Bir şehrin metrosuna kayıtsız kalmak, sizi o şehirden uzaklaştırır. Gezmeyi bilmeyen, kafelerin önünde uzun zaman geçiren turist algısı bana göre değil. İlk sırada Sacre Couer Bazilikası bulunuyor. Bazilika, şehir manzarasına hakim bir tepede yer alıyor. Dünyanın en büyük art deco binası olma özelliğini taşıyor. Bazilika, kuşbakışı bakıldığında haç şeklinde tasarlanmış.. Merkezden 2 numaralı metro ile Elisabeth durağında indikten sonra, 87 numaralı otobüse binerek, Riethuisen durağında inip ulaşabilirsiniz.





16.00: Mini Europe’un hemen yanında Brüksel’in en önemli simgelerinden biri olan Atomium yer alıyor. Atomium, 1958 yılında yapılmış, bir demir kristalinin 165 milyar kez büyütülmüş hali. İki küre dışında diğerleri ziyarete açık ve giriş ücretli. En üst kulede restoran bulunuyor ve manzarası çok güzel..



17.00: Seyahat tutkunları için önemli bir not: Belçika’nın muhteşem çikolatasını tatmadan Brüksel turunuzu kesinlikle bitirmeyin. Ayrıca Belçika Çizgi Roman Müzesi’nde Ten Ten, Şirinler ve Red Kit'in doğuşuna şahit olun. Müzik Enstrümanları Müzesi’nde daha önce görmediğiniz enstrümanları keşfedin. Alışveriş için de pek çok alternatif var. Ünlü markaların lüks mağazalarının yanı sıra ara sokaklara kurulan gizlenmiş sokak pazarlarından da çok güzel hediyeler alabilir, antika parçalar bulabilirsiniz.





Brüksel’de yağışın en çok görüldüğü zamanlar Temmuz ortası ve Aralık ayı. Bu sebeple yağışın daha az olduğu Nisan ve Mayıs ayları ile Eylül-Ekim ayları şehri ziyaret için en uygun zamanlar. Kış aylarında sıcaklık 1 derecelere kadar düşerken yaz aylarında en fazla 23 derecelere kadar çıkıyor.



18.00: Şehir turunu tamamladıktan sonra Brüksel’de eğlence ve gece hayatı için ufak bir araştırma yaptık. Brüksel sokaklarının her köşesinde şarkı söyleyen ya da gösteri yapan bir sanatçı görmeniz mümkün. Brüksel gece hayatı oldukça hareketli bir şehir. Gece kulüpleri genelde saat 23.00 gibi açılıyor ve sabahın ilk ışıklarına kadar eğlence tüm hızıyla devam ediyor. Dünyanın en iyi biralarını Brüksel’de içebilirsiniz.. Brüksel’de “Studio 44”, “Fuse”, “The Wood” ve “The Flat” şehrin en çok tercih edilen gece kulüpleri. Rock, blues ya da caz gibi canlı müzik dinlemek isterseniz “Bizon” veya “Music Village” ’a uğramanızı tavsiye



ederim. Bunların dışında “Flagey” ve “Théâtre de la Monnaie” gibi şehrin en önemli iki konser salonunun programına da göz atabilirsiniz.




Sıradaki Haber İçin Sürükleyin