Hollywood'da senaristlerin yeni savaşı!

Medyatava ÖzelSenarist Yiğit Güralp, Hollywood'da Yazarlar Birliği ve yetenek ajansları arasında başlayan savaşla ilgili, meslektaşı Emine Dursun'la Medyatava için bir röportaj gerçekleştirdi...

Hollywood'da senaristlerin yeni savaşı!

Eğlence dünyasının kalbinde şu sıralar işler pek de yolunda gitmiyor... Bunun nedeni ise Hollywood'un iki önemli kurumu Amerikan Yazarlar Birliği (WGA) ve Yetenek Acenteleri Birliği'nin (ATA) karşılıklı olarak birbirlerine açtığı savaş...

İki kuruluş arasındaki tartışmalar ise taraflar arasında 43 yıl önce imzalanan ve ajansların yazarları nasıl temsil edeceğini belirleyen kuralları kapsayan Temel Menajerlik Sözleşmesi'yle (AMBA) ilgili anlaşmazlıklardan kaynaklanıyor.

ABD basınının yakından takip ettiği bu tartışmalar sıcaklığını korurken, Türkiye'nin önde gelen senaristlerinden Yiğit Güralp, konuyu New York'taki meslektaşı Emine Dursun'la masaya yatırdı.

İşte, o röportaj:

Hollywood şu günlerde senarist ve yaratıcıları temsil eden Yazarlar Birliği'nin (WGA) yeni bir hak arayış sürecine girmeye hazırlandığı haberleriyle çalkalanıyor. Daha önce Yapımcılar Birliği'ne karşı iki büyük grev yaparak sistemi kilitleyip, tüm TV ve sinema projelerinin durmasına neden olarak haklarını alan Yazarlar Birliğinin bu defa yeni hedefi kendilerini temsil eden Ajanslar Birliği.

Baktık ki sektörümüz bu gelişmelere çok uzak, ben de kendi söküğümüzü dikelim diyerek çalışmalarını son yıllarda yaşadığı New York’da sürdüren benim gibi bir yaratıcı yapımcı ve yazar olan Emine Dursun’a bu konuda bir söyleşi yapmayı teklif ettim. Böylece hem Türkiye’de SENARİSTBİR hem de ABD’de WGA üyesi olan bir Türk senaristle, yani en doğru isimle oradaki meslektaşlarımızın dünkü ve bugünkü hak arayış süreçlerini konuştuk.

*Yiğit Güralp

Yiğit Güralp: Amerika’da senaryo yazarlarının 1988’de gerçekleştirdiği yazarlar grevi benim ilk hatırladığım büyük eylem. Tam 22 hafta sürmüş ve tüm sektöre diz çöktürmüştü. Yeni nesillerin bundan pek haberi yok. Sen anımsıyor musun?

Emine Dursun: Senaristler Birliğinin (WGA) Yapımcılar Birliğine karşı (AMPTP) tarihe geçmiş en büyük greviydi. Burada da yeni nesil olayı net olarak anımsamasa da onun yarattığı büyük ve köklü değişim sayesinde haklar korunabiliyor. O grevden önceki tutumun şu an tartışma konusu bile olamayacak kadar kabul edilmez olması, bu grevin gücünü ve kalıcı etkisini gösteriyor.

Bu çok güzel bir detay. Yani elde edilen haklar konusunda artık tekrardan en başa dönmek mümkün değil. Sen artık New York’da yaşıyorsun, orada bu 1988 eylemine dair duyduğun ilginç anektodlar da olmalı.

Emine Dursun: David Letterman’ın, senaristler grevdeyken, milyonlarca kişinin izlediği TV programını açar açmaz izleyicilere “yapacak bir şey yok, yazarlarımız burada değil” deyip, program süresini hiçbir şey yapmadan tıraş olarak doldurması ilk akla gelen. The Tonight Show’un o dönemki sunucusu Johnny Carson’ın, Ed McMahon’un sete getirdiği fotoğraflara bakarak yayın saatini hiç konuşmadan boş işlerle geçirerek doldurması da öyle. Bu denli birlik halinde yapılan bir grev tabii ki ses getirir.

*Emine Dursun

“Yazarlar olmasaydı izlediğiniz bu gösterilerin içi bomboş olurdu” diyorlar özetle. Çok net bir mesaj. Sonuçları nasıl olmuş peki?

Emine Dursun: Kazanılan haklar hala sektörü ayakta tutan, trilyonlarca doları tekrar endüstriye sokan imkan ve saygınlıklar yaratmış. Kolay değil, tabii ki yan etkileri de olmuş. Grev 500 milyon dolara mal olmuş çünkü sonbahar yayın dönemini geciktirmiş, birçok TV şovu tamamen iptal edilmiş, halkın büyük çoğunluğu TV izlemeyi bırakmış ve bırakanların ’u grev bitince bile geri dönmemiş. Senaristler de büyük ölçüde gereken hakları kazanmış, fakat yine de tüm istediklerini alabilmiş değiller. Özellikle yayın tekrarları ve uluslararası gösterimlerle ilgili teliflerde. Bu durum da zaten 2007 grevini yaratan noktalardan birini oluşturmuş.

Evet, bugünkü olaylara gelmeden ona da değinelim istersen. Bu eylemden yaklaşık 20 yıl sonra gerçekleşen 2007’deki grevden tüm dünyanın haberi oldu. Çünkü “Lost” gibi pek çok popüler yabancı dizinin bile yayınları durdu. Böylece tüm dünyada; sektörden haberi olmayan pek çok sıradan seyircinin bile öğrendiği, konuştuğu bir “hak arayışı” olmuştu

Emine Dursun: Haberleri olmaması mümkün değil, 12 bin senaristin katıldığı bir eylem çok büyük bir eylem ve neleri değiştirmez ki. Yine hedefte Yapımcılar Birliği (AMPTP) ve onun üyeleri olan CBS, MGM, Weinstein, Paramount, Disney, Warner Bros gibi 400 kadar şirket vardı. Bu defa maliyeti ve 1,5 milyon dolar oldu. Bazı kaynaklara 2,1 milyon olduğunu bile söylüyor. 

Peki senaristler yani eser, fikir, proje sahipleri 2007’deki o grevde hangi hakları talep etmişlerdi ve bunların ne kadarını alabildiler?

Emine Dursun: Hak arama özellikle yeni medya denilen internet aracılığıyla erişilen yayınlamalar içindi. Çünkü internet yayınları ‘promosyon’ adı altında gösterilip verilmesi gereken pay yok sayılıyordu. Ayrıca, Yazarlar Birliği; DVD’den elde edilen yazar telif payını da %0.3’den 0.6’ya çıkarmak istiyordu.

Sonuçta, senaristler dağıtıcı firmaların brüt kiralama gelirinden %1.2 ve brüt download satıştan %0.65 - 0.7 ve reklam verilebilen film/dizi gösterimlerinin olduğu mecralardan da %2 pay verilmesinde mutabık kaldılar. Bunlar Yazarlar Birliğinin istediği oranlardan çok uzak, çok düşük rakamlar. 
Sonuç çok tatmin edici değil, anlaşmadaki bazı ayrıntılar yine yapımcının lehine işliyordu ve ayrıca DVD paylarında artış talebi de reddedildi. Reality Show yazarları için de talep edilen haklar vardı, ‘unscripted’ tabir edilen fakat aslında arka planda senaryo işleyen şovlar. O konuda da bir anlaşmaya varılamadı.

Grevin başlangıcı gibi bitişinde de ortak bir irade mi söz konusu? Uzayıp gidince kendi içimizde homurtular çıkmıyor mu?

Emine Dursun: Evet ortak iradeyle bitiyor. Sonuçta bu ortaklaşa bir hareket ve yaklaşık 12 bin üye, 4.000 küsür doğu yakası (NY bazlı), 7.000 küsür batı yakası (LA bazlı) Yazarlar Birliği üyesi işin içinde.  “Grevi bitirelim mi?” oylamasında, üyelerin %93’unun oyu ile grev sona erdi. İstenenden az da olsa geniş bir hak kazanımı ve korunumu sağlanmış oldu. O dönemde, dediğin gibi “How I Met Your Mother”, “Lost”, “30 Rock”, “Scrubs”, “Grey’s Anatomy”, “House”, “Desperate Housewives”, “Gossip Girl” gibi popüler diziler de etkilendi durumdan. Ama grev bitince yazarlar, planlanandan daha kısa surede çok fazla bölüm yazmak zorunda da kaldılar. Homurtudan ziyade bunu da atlamamak gerek. Lost’un sonunu beğenmeyenler bir de bu açıdan düşünüp hak verebilir belki. (Gülüyor)

Peki bu son büyük grevden sonra şu an Yazarlar Birliğinin (WGA) bir süre önce düğmeye bastığı yeni hak arayış sürecine gelelim. Türkiye’de bu olayı yazıp çizen bir tek kişi olmadı. Ben de Variety ya da Holwood Reporter’ın makalelerinden takip ediyorum. Bu söyleşiyi de bu yüzden yapıyoruz. Şu an WGA’nın hedefinde yapımcılar değil bu defa yazarları temsil eden ajanslar var değil mi? Yeni tartışmanın içeriği ve çerçevesi nedir tam olarak bundan söz edebilir misin?

Emine Dursun: Yapımcılar Birliği ile olan tartışma her 3 yılda bir yenilenecek gibi. En son 2017’de 3 yıllık sözleşme yenilendi. 2020’de yeni talepler konuşuluncaya kadar yeni bir yapımcı tartışması yaşanmaz. Şimdi gündemde olan konu söylediğin üzere senaristlerin ajanslarla olan haklarının korunması. Senaristler ajanslar üzerinden iş alıyor, sözleşmeleri ajanslar yapıyor.  Yazarlar Birliği 18 Martta yayınladığı raporda, Hollywood’un en büyük iki ajansı, William Morris Endeavor (WME) ve Creative Artists Agency’i (CAA) kastederek “SATILIK AJANSLAR’ başlığı attı. Bu ajanslar başta olmak üzere tüm ajanslar, son dönemde değerini kat be kat arttırdıkları halde, bu kazanımdan yazarlara pay verilmedi. Ajanslar Birliği, (ATA - Association of Talent Agents) anlaşmazlığın sebebi olan büyük kazançlarını Netflix, Amazon, Hulu gibi TV mecrasındaki büyük yükselmenin etkileri ile açıklıyor.

Şimdi ajansların hem komisyon ücretleri tartışılacak hem de görev tanımlarının genişleyip yapımcılık da yapıyor olmalarından doğan yeni hak kazanımları tartışılacak. Çünkü Ajanslar artık yapımcılık da yapmaya başladılar iş tanımları iç içe geçti. Özetle Yazarlar Birliği ve Ajanslar Birliğinin sözleşmeleri 6 Nisanda bitti. Geçtiğimiz hafta tekrar masaya oturdular ve ilk söylentiler toplantının uzlaşıdan uzak olduğu yönünde. Bu toplantının sonuçlarını önümüzdeki günlerde kendi aralarında değerlendirdiklerinde yüksek olasılıkla yeni bir eylem söz konusu olabilir.  Yazarlar Birliği (WGA) eğer Ajanslar Birliği (ATA) istenen şartları kabul etmezse, tüm üye senaristlerden ajansları ile sözleşmelerini feshetmelerini istedi. Ortam gergin. Bekliyoruz.

Sen ne düşünüyorsun? Hangi isimler bu yeni süreci ateşli biçimde sahipleniyor.

Emine Dursun: Korkunun hakim olduğu bir ortam olmadığı için, Yazarlar Birliği kararları genelde sahipleniliyor. Sonuçta senaristlerin haklarını koruyan bir kurum, kimse kişisel çıkarları için orada değil, ya da alınan kararlar tek bir kişi ya da grubun çıkarları için değil. Ben de Yazarlar Birliği ne karar alırsa çok büyük ölçüde destekleneceğini düşünüyorum. Birliğin liderleri zaten sektöre yon veren yazarlar, sadece onların sözleşme feshi ihtimali bile Ajanslar Birliğini tekrar düşünmeye itmeli ama herkes bu kadar sağ duyulu, düşünceli ve zeki olmadığı için önceki grevler oldu zaten.

“Showrunners And Screenwriters Statement Of Support” metnini Mart sonu itibariyle yaklasık 800 imza aldı. Oliver Stone’dan Alfonso Cuaron’a, Seth MacFarlane’den Tina Fey’e, Kevin Williamson’a uzanan kalabalık ve değerli bir destek listesinden söz ediyoruz.

J.J. Abrams bu metni imzalamadı diye de haberler yapıldı. O işin aslı nedir? Bu süreçte çekimser kalanlar da var mı?

Emine Dursun: J.J Abrams ana metne imza atması ama kendi ayrıca bir mektup yazarak ana metne destek istek için oy kullanmaya çağrı yaptı. Çekimser kalan da pek duymadım, fakat destek mektubunu imzalamamış birkaç showrunner da var. Bunlar da henüz oy kullanmadılar ama bu destek vermedikleri anlamına gelmiyor. Nisanda tavırlar daha da netleşecektir.   

Örneğin “Ayla” sürecinde benim sermayedarla yaşadıklarımı biliyorsun. Ayla’da yaşadığım o süreç Hollywood’da yaşansaydı hem WGA’nın, hem meslektaşlarımızın, hem de medyanın tepkisi, yaptırımları ne olurdu?

Emine Dursun: Ayla’da yasadığın süreç burada yaşansaydı… Öncelikle, yaşanmazdı. Çünkü zaten Yapımcılar Birliği o kişiyi yaptırımları ile durdururdu. Çünkü bu diğer yapımcıların da itibarınız zedeleyen bir durum. Yapımcılık kurumunun adı kirleniyor o noktada. Ama iki tarafında elinde net kurallar olduğu için olay bu aşamalara bile gelemezdi. Olay hatta daha sana intikal etmeden çözülürdü.

Yani bunu bir kişi yapsa yanındaki ikinci kişi buna dur der demek istiyorsun.

Emine Dursun: Elbette. Ciddi bir iş yapılıyor, projenin sağlıklı bir şekilde sonuçlanması için bir arada çalışan insanlarız. Hiç kimse, konumu ne olursa olsun, yapımcısından set isçisine hiç kimse canının istediği gibi davranamaz. Yapımcılar Birliği ile sözleşmesi feshedilirdi, yenilenmezdi, başka da is alamazdı. Her dönem yayınlanan bloklanan kişiler ve kurumlar listesi var, kara liste. Oraya girmek demek, işin bitti demek.

Burada ise Yapımcı para veriyor istediğini yapar en çok duyduğumuz söz oluyor.  O dönem SENARİSTBİR Başkanı İlker Barış konuya ilgi gösterip, olayı kınayan bir bildiri yayınlamıştı. Ancak sevgili Levent Kazak dışında meslektaşlardan arayıp soran olmadığını da, mesela SENARİSTBİR olaya sahip çıkarken, SENDER'in konudan itinayla uzaklaştıklarını da itiraf etmeliyim.

Emine Dursun: İlker Barış bu noktada konuya evrensel yaklaşan tek isim olmuş. Olağanüstü düzgün, saygın, hayranlık yaratacak başarı ve değişimlere imza atan bir başkan. Gerek yaptığı sayısı başarılı iş, gerekse güçlü karakteri ve duruşu ile ‘insan gibi insan’ kavramını hatırlatan, sektörün başına gelmiş en doğru insan. Bana senaryoyu öğreten kişidir, diğer hocam Derviş Zaim ile birlikte, her zaman minnet ve hürmetle andığım duayenler. Peki sen bu süreci hukuka taşıdın değil mi?

Evet; 2018 mayısında bir dava açtım ve esas amacı kendi durumumdan ziyade emsal bir dava olması, yani konunun maddi değil manevi ve etik boyutunun altını çizdiğim bir dava bu. Uzun sürecektir ama leyhime sonuçlandığı taktirde o günden bugüne böyle bir olay hiç yokmuş gibi davranan meslektaşlarımız ve sonraki nesiller için de emsal ve çok faydalı bir karar çıkmış olacak.

Emine Dursun: Sessiz kalan arkadaşların korkusunu anlamaya çalışıyorum. Ki bu korku maalesef ki tüm sektörlerde geçerli. Ekmeğimiz elimizden gitmesin… Umarım o sessiz kalan arkadaşların başına gelmez bu durumlar… Ne diyelim? Gerçi sayende, o sessiz kalan arkadaşların da hakları emsal davan sonucunda korunmuş olacak. Seni bu güçlü duruşun, değişim başlatacak olan emeğin için tebrik ediyorum. Birçok kişiye örnek olmasını diliyorum.

Son bölümde biraz da oradaki hayatından ve projelerinden bahsedelim. New York’da kaçıncı yılın? Bir günün nasıl geçiyor?

Emine Dursun: New York’da 6.yılım. Buradaki hemen herkes gibi günlerim çok yoğun ve koşturmacayla geçiyor.  24 saati bir güne sığdırabilmek için oldukça erken kalkmaya çalışıyorum.  The Writers Lab’de juri üyesiyim. Nicole Kidman ve Meryl Streep’in destekçisi olduğu, NYWIFT, Tribeca Film Institute ve WGAE’nin iş birliği yaptığı bir organizasyon. Her gün en az 4 saat TWL için çalışıyorum. Bu yıl 4.sünü düzenlediğim senaryo yarışması olan NYISA devam ediyor, senaryosunu geliştirmek isteyen yazarlara özel ders veriyorum, atölyelerim devam ediyor, başka 2 festivalde daha jüri üyeliğim var, onların okumaları devam ediyor, senaryo doktorluğu yapıyorum, senaryo raporu hazırlıyorum. Kendim ve aileme de vakit yaratabilmek için de dediğim gibi gün doğarken başlıyorum güne.

Türkiye’ye ne sıklıkta gidip gelebiliyorsun?

Emine Dursun: Biraz arayı açtım sanırım istemeden.  En son geleli 3 yıl oldu, ama bu yaz geleceğim ve bundan sonra daha sıklıkla gelmeyi planlıyorum, yılda en az birkaç kez.

Şu an New York’da bir şirket kurdun, biraz bu şirketten söz eder misin?

Emine Dursun: MAE Media House. Kısaca, senaryoya dair her şey. Yazmak geliştirmek, eğitim vermek, senaryo yarışmaları düzenlemek.  NYISA (New York International Screenplay Awards) yani dilimizdeki karşılığıyla New York Uluslararası Senaryo Ödülleri ise en bilinen faaliyetim.

Evet bunca iş arasında 4 yıldır bu uluslararası senaryo yarışmasını düzenliyorsun. İsteyenler Türkiye’den de katılabiliyor diye biliyorum, bundan da söz etmen hem genç hem de profesyonel senaristlerin bir fırsat olarak ilgisini çekebilir.

Emine Dursun: NYISA adından da anlaşıldığı üzere uluslararası bir senaryo yarışması. Her yıl ortalama 30 ülkeden yüzlerce başvuru alıyoruz. Fakat çok üzücü ki Türkiye’den bazı yıllar sıfır bazen 1-2 başvuru oluyor. Çok kapalıyız belki yeniliğe. Amacım yetenekli yazarlara kapı açmak. Yarışmada, kazananlara çok güzel fırsatlar sağlıyorum, benim 10 yıldır dişimle tırnağımla yaptığım, ulaştığım şeylere online olarak bir anda ulaşma imkanı sağlıyorum, ama Türkiye’den ilgilenen yok! 
Kazanan projeler, öncelikle 12-8-4 yıllık telif korunmasına alınıyor, sadece ilk 3 değil, finalistler de baz ödüllerden yararlanıyor, binlerce yapımcı ve ajansa tanıtımları gönderiliyor, yapımcıların proje seçtiği bir tv kanalına ücretsiz üye kaydı yapılıyor ve tanıtım yapması sağlanıyor, yapımcıların dergisinde yayınlanması sağlanıyor, iyi isimlerden derin bir senaryo analizi alıyorlar, senaryo geliştirme kursu yine lider bir firmadan, yarım saatlik bir toplantı, sektörde uzman bir mentor ile ve daha bir çok şey, tamamı ücretsiz. Yani, senaryom çok kuvvetli, nefis bir proje olacak diyen, fakat hiçbir networku olmayan, ya da ücra bir köyde yasayan bir kişinin bile bu fırsatları online olarak yakalayabileceği bir fırsat. Keşke değerlendirseler, gözümüzü kulağımız bu kadar dışarıya kapamasalar. Her türlü yurt dışı film festivallerinde, özellikle geri bildirim alabilecekleri yarışmalara gönderim yapabilmeli genç arkadaşlarımız. Korku ile bastırılmış, öğrenilmiş bir çaresizlik durumu olabilir. “Nasılsa kazanama” veya “o kadar iyi değil senaryom” gibi düşünceler.  Bilemiyorum, belki de sadece yeterince duyurulmadı…

Şu ana kadar gelen başvurular arasında Türkiye’den gelenlerle ilgili çarpıcı bir tweet attığını gördüm. Nasıl başvurular geldi? Sence temel sorun nedir?

Emine Dursun: Gelen sorular nasıl başvurulacağı ile ilgili değil, “şimdi uğraşmayalım başvuru falan, elimde nefis bi senaryo var, hatta şu an gönderdim ekte, sen bunu götür yapımcıya satalım bunu” O kadar cok buna benzer email alıyorum ki, ekte de senaryo! Senegal’den, Yeni Gine’den almıyorum bu tür email, sadece bizden. Bence sorun çok fazla boş vaktimiz olması, boşa harcanan su gibi akıtılan vakitler, kurnazlık ve bilgimiz olmadan fikrimizin olması. Otobüse binerken sıraya girmemek, yerlere çöp atmak, bunların kökeni hep ayni. Amca oğluna inşaat yaptırmak, botanik uzmanını Resim-Heykel müzesi müdürü yapmak, bunlar hep aynı… Vaktimizi iyi değerlendirip, bol bol okuyup, saygı duymayı öğrenip, bilgin olmadan fikrin olduğunda nasıl da istenmeyen sonuçlar doğduğunu gözlemleyip… Bilemiyorum Yiğit, cehalet cok popüler, çok revaçta.

Ben her alanda tamamen düşünce sistemimizin kusurlu inşa edildiğini, bunun onarılamayacağını ama yıkılıp yeni baştan inşa etmek gerektiğini düşünüyorum. Sinemanın ilk yüzyılında endüstrileşirken kemikleşen çoğu terim ve bakış açısının artık tartışmaya açık hale geldiğine inanıyorum. Bu yüzden bu yıl “Sinemanın Yeni Yüzyılı” başlıklı bir seminer ve söyleşi zinciri organize ediyorum tüm ülkede. Bütün gençlerle buluşup genel bir röntgen çekmek istiyorum. Ve bunu şu an film üretmek kadar hatta film üretmekten bile biraz daha fazla önemsiyorum.  

Emine Dursun: Harika bir proje! Güzel düsüncen ve adımın için teşekkür ve takdir ediyorum. Farkındalık yaratmak, değişimin ilk adımı olacaktır, gerisi bilgi ve motivasyonla gerçekleşir, neden olmasın?

Sen de orada eminim çeşitli dostluklar kurdun. Film endüstrisinin gerçek anlamda endüstri olduğu bir ülkede olmanın avantajları var mı? Mesela Türkiye’de “sinemacı” dediğin an yalancı dolandırıcı insanlar akla geliyor ve filmciye kız bile vermezler biliyorsun. Amerikan Toplumunda kendini tanıtırken “senarist” olduğunu söylediğinde toplumda nasıl reflekslerle karşılaşıyorsun?

Emine Dursun: Sanatın her dalı için geçerli ve her gelişmiş toplumda olduğu üzeresanatçı el üzerinde tutuluyor burada da. Saygı duyuluyor ve bu bir çok kanun ve desteklerle de hissettiriliyor. Belediyelerin, federal devletin ayrı ayrı birçok fonu var.  Yaratıcı olduğunuz konuda, ciddi olduğunuzu gösterdiğiniz her projenizde destekleniyorsunuz. Bunun için özel departmanlar var. Başınız ağrımadan, sadece projenize odaklanmanız hedefleri. 

Söyleşimizin sonunda sana çok teşekkür ediyorum sevgili Emine. Şu an bu sohbeti seninle yapıyor olmamız çok önemli, çünkü sen hem WGA hem SENARİSTBİR üyesi bir senaristsin. 2007’deki grevde Türkiye’den Yılmaz Erdoğan da meslektaşlarını anlamak için Kodak Theatre önünde bulunmuştu. Olayın ülkemizde duyulmasında bunun da büyük bir katkısı olmuştu. Şu an ülkemiz uluslararası hiçbir olaya ilgi göstermeyen, gelişmelerden habersiz bir profil çiziyor. Şimdi bu söyleşiyle bu son gelişmeler hiç olmazsa biraz olsun duyulacak. Dünyadaki meslektaşlarımızın mücadelesiyle buradaki meslektaşlarımız da özdeşlik kurup belki güç, belki ilham ve hatta moral bulacak. Ama bizim seninle bir söyleşi için yan yana gelebilmemiz misali ülkemizde meslektaşlarımız duruş birliği yaparak ne zaman tam şuurlu bir hak arama süreci yaşanır bundan emin olamıyorum? Sen Türkiye’de “yeter artık” diyen bir meslektaşlar profili görebiliyor musun?

Emine Dursun: Elbette var, sadece biraz korku hakim havaya. Biraz da farkındalığa ihtiyacımız var. Kim istemez ki, sadece projelerine yoğunlaşıp, haklarının korunduğunu bilerek kafası rahat bir şekilde çalışmayı. Elele verdiğimizde, birbirimize destek olduğumuzda üfleyip de yıkamayacağımız haksızlık, usulsüzlük kalmaz. SENARİSTBİR’in insanüstü bir uğraş verdiğini biliyorum, sana da çok teşekkür ediyorum Yiğit, konuyu gündeme getirdiğin ve beraber analiz etme fırsatı sağladığın için. 

Sayfa Derleme Süresi: 9.5432 saniye