Gazeteci Selahattin Duman hayatını kaybetti!

Türk basınının acı kaybı... Gazeteci Selahattin Duman hayatını kaybetti. 71 yaşındaki Duman geçtiğimiz yıl ağır bir trafik kazası geçirmiş 19 gün komada kalmıştı.

Google Haberlere Abone ol
Gazeteci Selahattin Duman hayatını kaybetti!

Gazeteci Selahattin Duman, sabaha karşı hayatını kaybetti. Geçtiğimiz yıl İzmir’de bir trafik kazası geçiren Duman uzun süre yoğun bakımda kalmıştı.

Selahattin Duman, uzun yıllar Sabah Gazetesi’nde ve Vatan Gazetesi’nde yöneticilik ve köşe yazarlığı yaptı. Komser Şekspir, Romantik ve Bir Erkeğin Anatomisi filmlerinde rol aldı.

Son olarak Oksijen Gazetesi’nde yazmaya başlamıştı.

T24 yazarı Hasan Cemal, Duman'ın ölümü üzerine Twitter'dan yaptığı paylaşımda "Selahattin Duman'ı, sevgili Selo'yu, kıymetli dostumu, değerli meslektaşımı sabaha karşı kaybettik. Acım çok büyük. Gazeteci milletinin başı sağ olsun. Hayat böyle, bir varsın bir yoksun. Huzur içinde yat kardeşim, seni hep iyi hatırlayacağım." dedi.

T24'ün ulaştığı, Duman'ın yakın arkadaşı, Nüket Mutlu ise "Şahane br arkadaştı. Çok değerli bir insanı kaybettik. Ailemizin bir ferdi gibiydi. Ameliyata girmeden önce konuşmuştuk. Ameliyattan çıkamama ihtimali olduğunu, çıksa bile yoğun bakımda olma ihtimalinin olduğunu söyledi. O an ona çok kızmıştım. Haklı çıktı. Çok, çok üzgünüm." dedi.

Selahattin Duman kimdir?

Türkiye'de gazete mutfaklarının önde gelen tecrübeli isimlerinden olan ve kendisine özgü bir üslupla kaleme aldığı hiciv yazıları büyük ilgi gören Selahattin Duman, 1950 yılında doğdu.

Uzun süre Sabah ve kurucularından olduğu Vatan gazetesinde yöneticilik ve yazarlık yaptı.

İlgi gören yazılarını kitaplarda topladı; Kendimi Tebrik Ederim, Suçumuz Mükemmel Olmak, Kadınları Anlamış Gibi Yapma Sanatı adlı kitapları yayımlandı; Komser Şekspir, Romantik ve Bir Erkeğin Anatomisi filmlerinde rol aldı.

En son, İsmet Berkan ve arkadaşlarının çıkardığı Haftalık Gazete'de yazan Selahattin Duman, "Kendimi Tebrik Ederim" kitabında, yazma serüveni için şunları söylemişti:

"Türkiye'nin gündemiyle ilgili değilim. Artık birkaç yazımı izleme sabrını gösteren herkes bunu biliyor. Kendime ait bir gündemim var. Onun peşinden gidiyorum. Üstelik yazdıklarımı da ‘bir gazetenin köşe yazısı' tarifine sokmak mümkün değil. Bazıları, düşündüklerimi aktardığım yazılar. Bazıları, gezip gördüklerime dair. Bazıları da geçmişte yaşadığım olaylar. Çoğunda bir hikâye var. Yani ben hemen her beş yazının dördünde oturup bir hikâye anlatıyorum. Kimileri beni ‘mizahçı' kategorisine kattı. Yazdıklarıma gülüyorlarmış. İtirazım yok. Ben gülsünler diye yazmıyorum ama güldükleri için de davacı değilim."

'NEŞTERİN KEMİĞE SÜRTMESİYLE KIRT KIRT DİYE SESLER GELİYORDU'

Selahattin Duman’ın geçirdiği kazayı anlattığı yazısından bir bölümü şöyle:

” (…) Bir ameliyat daha oldum mu hiç hatırlamıyorum. Kırpık kırpık görüntüler gözümün önüne gidip geliyor. Bildiğim kadarıyla anestezi uygulamadılar. Kırık sol kolumu açtılar. Neşterin kemiğe sürtmesiyle “Kırt! Kırt!” diye sesler geliyordu.

Sonunda çile bitti. Beni yoğun bakıma altı okka ettiler. Buraları da hep hayal meyal. Akşamın bir vakti, şeytanın avrat boşadığı saatlerde benim 19 gün sürecek yoğun bakım çilem başladı.

Yoğun bakım servisleri, askeriye koğuşu düzeninde. Sıra sıra dizili yataklar, çeyiz sandığında açılacağı günü bekleyen çarşafın danteli gibi.

Tepemizde oksijen maskeleri, serum şişeleri, ilaç torbaları, damarlara girmiş iğneler, Kızılay bağış rozeti gibi göğüs mıntıkasına yapıştırılan elektrot başlıkları. Şekil olarak tamamız. Azrail koğuşa girse taşıdığımız aksesuarlara bakarak sıranın kimde olacağını bilir.

Arada bir yeni müşteri geliyor. Yani hasta. Altı tekerlekli yatakları sıklaştırıp, araya bir yataklık yer açıyorlar. Hasta oraya tıkıştırılıyor.

Yoğun bakımdaki ikinci, üçüncü günüm müydü ne. Benim yatağı az öteye iteklediler. Arada kalan boşluğa yeni somya kurdular. Üstüne de bir teyze koydular. “Teyze” dediğime bakmayın, kadın ölümsüzlüğün sırrını çözmüş gibi. Kafada da 14 dikiş.

Torba ilçesinden getirmişler. Tahminlere göre merdivenlerden yuvarlanmış. Kafayı da öyle kırmış. Sese koşan komşuları bulmuş, ambulans çağırmışlar.

“Teyze” ilk gecesinde gayet mülayimdi. Gelininin eline bakan kaynana gibiydi. Ne olduysa İzmir'deki torununun gelmesiyle oldu. Kısmen hafızası yerine gelen “Teyze” olayı kavgaya bağladı. Bağırıyor, çağırıyor. Derken hemşirelerin bir boş anını kollayıp yataktan kaçıyor. Ver elini koridorlar.

İçindeki ses “Yüreğinin götürdüğü yere git” diyor ama koğuştaki dış ses “Anca gidersin” diyor. (…) ”

Sıradaki Haber İçin Sürükleyin