Eşi, cumhurbaşkanı adayı olacak mı? Selahattin Demirtaş cezaevinde soruları yanıtladı...

HDP'nin halen tutuklu bulunan eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, eşi Başak Demirtaş'ın cumhurbaşkanı adaylığı iddiasına ilişkin açıklamalarda bulundu. İşte Demirtaş'ın sorulara verdiği yanıtlar...

Google Haberlere Abone ol
Eşi, cumhurbaşkanı adayı olacak mı? Selahattin Demirtaş cezaevinde soruları yanıtladı...

Demirtaş, eşi Başak Demirtaş'ın HDP'nin cumhurbaşkanı adayı olacağına ilişkin tartışmalarla ilgili "Başak dahil, milyonlarca yürekli kadının içinden illaki ülkeyi yönetecek pırıl pırıl adaylar çıkar. Aktif siyasete girip girmeyeceğine Başak kendi karar verir. Başak'ın cumhurbaşkanı adayı olarak tartışılmasından çok gurur duydum, ama ne aramızda ne de partide gündem oldu" açıklamasını yaptı.

T24'ten Murat Sabuncu'nun Demirtaş ile yaptığı söyleşide Başak Demirtaş ile ilgili soruya verdiği yanıt şöyle oldu:

 (Demirtaş'ın yazdığı Efsun kitabında) Karakterlerin her biri kendi içinde güçlü. Her biri kendi 'sınıfsal-kültürel' dünyasını kendi diliyle ifade ediyor. Ama 'baş karakterler kadar' beni çarpan diğerleri de önemli…Anneler mesela. Hem Caner'in hem Efsun'un annesi… Dokunacakmışsın gibi sahici karakterler. Hayatımızdaki annelerden, komşunun annesinden pek muhtemel kendi annenizden izler…Anneler ve evlatlar…O bağ…annelerin sevgisi, sahip çıkışı, acılara zorluk gerişi memleketi değiştirecek muhtemel. Annelerden ve annenizden bahseder misiniz? Bu sorunun devamını şöyle getireyim. Kitapta kadın karakterlerin gücü de çok çarpıcı verilmiş. Daha önceki kitaplarınızdan da biliyorum ki 'kadın hareketinden yana' bir kaleminiz var. Eşiniz de dışarıda hem sizin hem özgürlüğünü kaybetmiş siyasetçilerin hakkını savunmak için mücadele ediyor. Zaman zaman hedefe de konuyor. İki sorum var. Birincisi Türkiye'deki kadın hareketinin toplumu dönüştürme yolunda nasıl bir misyonu yerine getirdiğini düşünüyorsunuz? İkincisi eşiniz hedef haline getirildiğinde ne hissettiniz? Ya da Cumhurbaşkanı adayı olarak tartışıldığında?

S.D.: Romanda anneleri yazarken elbette annelik deneyiminden yola çıkarak inşa etmedim karakterleri. Benimkisi evlatlık deneyimleriydi. Bu nedenle, daha çok annemi ve annemden öğrendiğim şeyleri hayal dünyamda işleyerek inşa ettim karakterleri.

Annelerin yüzde 99'u gibi benim annemin de hayatı ezilmekle, yoksunluklarla veya yoksulluklarla geçmiş ancak yine de ayakta kalmayı başarmış, bununla da yetinmeyip çocuklarını geleceğe hazırlayabilmiş fedakar bir emekçiden başka biri değil.

Neredeyse etrafımdaki bütün anneler böyle. Bunu Başak'ta da gördüm, onun annesinde de. Annelerdeki kararlılığı, fedakarlığı ve yavruları için göze alabildiklerini dikkatlice gözlemlerseniz en büyük değişim, azim ve motivasyonun orada yattığını anlayabilirsiniz. O inanılmaz gücü bulunduğunuz alana aktarmak sizin yeteneğinize veya cesaretinize kalmıştır artık. Annelerin doğadaki duruşları bize güçlü olma mesajını yeterince veriyor. Fakat sanırım, biz bunu duygusal bir bağın ötesinde değerlendirmiyoruz. O nedenle, annelerin ama genel olarak kadınların değiştirici gücüne saygı duyup onları desteklemek yerine ezmeye, durdurmaya çalışıyoruz. Romanda özellikle biyolojik annelik dışında kadın kimliğine vurgu yapmamın nedeni budur. Çünkü mesele sadece annelik değil kadınlık meselesidir.

 Eşim de hem bir anne hem bir kadın olarak çok değerli bir mücadele yürütüyor. Mücadelesi hem otoriter rejime hem köleliğe hem eril zihniyete hem de yeri geldiğinde bana karşıdır. Eril iktidarların en korktuğu şey, özgür ruhlu kadınlardır. Başak'a ve birçok özgür ruhlu kadına aşağılıkça saldırmalarının nedeni budur. Çünkü özgür kadın, pespaye erkekliğin tel tel dökülmesine, kepaze hale gelmesine yol açıyor. Kof erkekliğini ve bununla sağladığı iktidar konforunu yitirmek istemeyen her erkek, özgür ruhlu kadını tehdit olarak görür.

Türkiye'deki kadın hareketi inanılmaz bir şeyi başarıyor ve hiçbir partinin, hiçbir ideolojinin kabına sığmayacak şekilde genişleyerek belki de tek hakiki toplumsal harekete dönüşüyor. Bu yönüyle, demokratik dönüşümün lokomotifi artık kadın hareketidir diyebiliriz. Ben şahsen bundan dolayı çok heyecanlı ve mutluyum. Çünkü hepimizi özgür ve eşit kılacak şey; hiyerarşiye, egemenliğe, sömürüye ve tahakküme dayalı eril zihniyetin yıkılmasıdır. Ve kadınlar bunu kafamıza vura vura yapıyorlar. Vallahi ne yalan söyleyeyim, elleri dert görmesin diyorum.

Şunu da belirteyim, Başak'ın isminin cumhurbaşkanı adayı olarak tartışılmasından onun hayat arkadaşı olarak çok gurur duydum. Bununla birlikte, bu konu ne kendi aramızda ne de partimizde hiçbir şekilde gündem olmadı. Böyle bir gündemimiz yok. Tümüyle bizim dışımızda tartışılıyor. Ancak bu ülkeyi layıkıyla yönetebilecek milyonlarca kadın varken erkek siyasetçilerin öne çıkmaları da büyük talihsizlik.

 

Sıradaki Haber İçin Sürükleyin