Emre Yalgın: Aslında Kan ve Hilal ortaya çıktığında bir film senaryosuydu

Senarist, yönetmen kimliği ile ön plana çıkan Emre Yalgın, ilk romanı Kan ve Hilal’i okurla buluşturdu. Yalgın, romanının konusunu, hikâyede bahsi geçen konusunu ve bu hikâye üzerine düşündüklerini MedyaTava'ya anlattı.

Google Haberlere Abone ol
Medyatava Özel Emre Yalgın: Aslında Kan ve Hilal ortaya çıktığında bir film senaryosuydu

Tarihi roman türünde yazdığı ilk kitabı ile okurunu selamlayan Emre Yalgın, romanının konusunu, hikâyede bahsi geçen konusunu ve bu hikâye üzerine düşündüklerini medyatava okurları için anlattı. Bir film senaryosuyla yola çıkan Yalgın, kendini ilk romanını yazarken bulmuş. Yalgın, romanı Kan ve Hilal’i, “Temposunu hiç kaybetmeyen soluksuz bir yol hikâyesi” olarak tanımlıyor.

'HİKÂYENİN BÜYÜSÜNE KAPILDIM DİYEBİLİRİM'

Emre Bey, Kan ve Hilal en kısa tanımı ile özellikle yazarının gözünden ne anlatıyor?

Temposunu hiç kaybetmeyen soluksuz bir yol hikâyesi, Kan ve Hilal. Ve temeli de bir arada yaşamayı yeni öğrenen iki farklı kültürün kendilerine has mitleri üzerinden yaşadıkları çatışma üzerine kurulu.

Bu ilk romanınız ve tarihi romanla bir başlangıç yaptınız. Kendinizi özellikle tarihi roman türünde mi yazmaya yakın hissettiniz?

Aslında Kan ve Hilal ilk ortaya çıktığında bir film senaryosuydu. Daha sonrasında senarist ve yazar dostlarımın hikâyeye olan tutkumu görüp beni teşvik etmesiyle bir roman yazmaya karar verdim. Bu yüzden tarihi roman türünde yazmak çok planlı yapılmış bir seçim değildi. O an beni heyecanlandıran ve kendine bağlayan bir hikâyem, üzerine çalışmak istediğim bir dönem vardı ve yazmak kendiliğinden gelişen bir süreçti. Hikâyenin büyüsüne kapıldım diyebilirim.

'CADI KAVRAMI, ASLINDA ROMANDA GÜÇ KAVGASININ ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN BİR ARAÇ'

15. yy’da sancakbeyi olan Şahin Paşa’yı konu edindiniz. Kızı Dilruba’nın hastalığı dolayısıyla cadılık kavramını işliyorsunuz. Bize bu cadılık kavramını anlatır mısınız? Osmanlı’ya yansıması nedir?

Cadılık bizim kültürümüze ait bir kavram olmamasına rağmen Osmanlı resmi kaynaklarına giren ve özellikle Balkanlarda yaşanan bu tür vakalar mevcut. O bölgelerde yaşayan halkın bu tür doğaüstü olayları gerekçe göstererek Osmanlı yöneticilerinin kapılarını çaldıklarını kaynaklardan okuyabiliyoruz. Bunlardan en meşhuru bin sekiz yüzlerde yaşanan Tırnova vakası. Tarihçilerimiz ve araştırmacılarımız bu tür vakaları günün siyasi ve politik durumuyla açıklıyor ki Kan ve Hilal’in hikâyesinde de derinlere inildikçe perde arkasında bir tür iktidar ve güç mücadelesiyle yüzleşiyoruz. Cadı kavramı aslında romanda bir anlamda bu güç kavgasını üstünü örtmek için taraflardan birinin kullandığı bir araç olarak karşımıza çıkıyor.

Romanı ne kadar bir sürede yazdınız? Araştırma sürecinde hangi kaynaklardan faydalandınız?

Hikâye ana hatlarıyla ve karakterleriyle fikrin ilk oluşumundan çok kısa sürede ortaya çıkmış olsa da yazım süreci uzun sürdü ve aralıklarla neredeyse üç yıla yayıldı. Kan ve Hilal her ne kadar hayal ürünü karakterler ve onların sürüklediği kurgusal bir hikâye olsa da belirli bir dönemde geçiyor ve bu dönemi detaylarıyla öğrenmeniz, araştırmanız gerekli. Bu da çok fazla kaynağı taramak ve çalışmak demek… Yazdığınız bir karakterin kullandığı bir kelime, giydiği bir kıyafet hatalı olursa sadece o karakterin motivasyonunu, amacını kaybetmezsiniz, tüm hikâyenin gerçeklik hissini kaybedersiniz. Ama bu konuda şanslıyız, çünkü tarihçilerimizin yaptığı çok kıymetli kaynaklarımız var.

'ROMANIN İLK YAZIMINI FİLM SENARYOSU OLARAK DÜŞÜNMÜŞTÜM'

Romanınızda kendinizi en yakın hissettiğiniz karakter hangisi?

Şahin Paşa’nın yaveri Yakup. Yakup tüm hikâyenin en başından en sonuna kadar bizimle; ama hikâyenin ana akışına etki edecek eylemlerde bulunmayan hayalperest bir karakter. Bildiklerini ve gördüklerini sorulmadıkça kendine saklayan ve diğer karakterlerinden farklı olarak harekete geçmek yerine gözlem yapmayı tercih eden bir tip. Benim yaptığım da bu anlamda Yakup’la örtüşüyor bence, gözlem yapmak ve hayal kurmak.

Senarist ve yönetmen olarak kitabınızı, filme uyarlamayı düşünüyor musunuz?

Elbette düşünüyorum ve çok arzu ediyorum. Benim asıl durduğum yer sinema ve romanın da ilk yazımını film senaryosu olarak düşünmüştüm. Okuyuculardan da bu yönde çok olumlu tepkiler alıyorum, genelde roman üzerine kurulan cümlelerden biri adeta film seyreder gibi okumuş olmaları.

Sıradaki Haber İçin Sürükleyin