'Değersizlik illetine yakalanan kadınların hikayesi'

Sayım Çınar Mona Kitap’tan çıkan romanı ile okurlarla buluşan Piraye ile buluştu.

'Değersizlik illetine yakalanan kadınların hikayesi'

Sayım Çınar, Mona Kitap’tan çıkan romanı ile okurlarla buluşan Piraye ile buluştu. Aşka, ayrılığa, kendini ve sevgiyi bulmaya dair etkileyici bir metin Seyir, yazarının da okura söyleyecek çok sözü, paylaşacak çok hikayesi var. İstanbul Kitap Fuarı kitap listesini hazırlayanlar için röportajımıza davetlisiniz.





Sayım ÇINAR / sayimcinar@gmail.com



Değersizlik İlletine Yakalanan Kadınların Hikayesi



Sevgili Piraye yeni romanın için kutlarım. İlk paragraftan itibaren sarsıcı bir hikayeyle karşı karşıya olduğunu hissettiriyorsun okura. Evlenmek üzere olan kadın yatağından kalkıyor, içi bomboş, kalbi bomboş. Oysa evlenmek bir büyük hayal değil midir? Bu kadın kim, kimi anlatıyorsun bu kadın karakterinle?



Bu kadın değersizlik illetine yakalanmış her kadın esasında. 3-8 yaş arası deneyimleri ve bunlara zihninin yorumları ile oluşturduğu o zihin dünyasında, kendi ile ilgili ‘değersizlik’ hükmünü vermiş ve buna inanmış her kadın. Değer alabilmek için kaynağı dışarısı ve özellikle erkekler olarak belirlemiş, bir nebze değer alabilmek için zihninin elinde oradan oraya savrulan her kadın. ‘Evlenilecek kadın’ olma masalını yutmuş, evli bir kadın olabilmenin bir değer zaferi olduğuna inandırılmış, bu uğurda türlü uğraşlar, oyunlar, pazarlıklar, kendini kandırmalar, zorlamalar ve hatta baskılar kullanarak gözü kör şekilde hedefine ulaşmaya çalışan ancak ulaştığı noktada ise kaçınılmaz olarak yine bomboş hisseden her kadın.



Satır aralarına saklanmış önemli eleştiriler var romanda, kadınlık halini, kadın olmaya dair. Türkiye'deki kadınlık halini nasıl değerlendiriyorsun?



Aslında insanın hali. Ama bir kadın ana karakter üzerinden yazıldı. Açıkçası dünyada gittiğim gezdiğim toplumlara da bakıyorum inanın çok farklı değil kadının hali. Türkiye ve dışarısı diye ayıramayacağım. Burada kilit kadın zihni ve erkek zihni. Erkek olmak ve kadın olmanın inanılmış yanlış tanımları. Nedense benim gördüğüm şu: Kadın olmak bir erkek üzerindeki etki ile ölçülüyor. Ne kadar seviliyor, ne kadar peşinden koşuluyor, ne kadar sözü dinleniyor, ne kadar beğeniliyor, ne kadar gözü kör ediyor, ne kadar şımartılıyor, uğruna ne kadar ne yapılıyor vs. yani hep kadın olma tanımı bir erkek üzerinden. Erkeklerin de durumu vahim zira kadınların kendilerinden ne istediğini, neden doyuramadıklarını, neden bu kadınların mutlu olamadığını anlayamıyorlar ve dolayısıyla kendilerinin tabii. Mutsuz annelerin çocukları eşlerinde de aynı mutsuzlukla karşılaşınca kayboluyor.



Ruhla, manevi dünyayla, iyileşmeyle ilgileniyorsun. Bu kitaba ne kadar yansıdı?



Ben bunların hepsini tek bir kelime ile toparlıyorum: Dönüşüm. Bu kitap bir dönüşüm romanı. Dönüşümü, insanın kendini yöneten zihninden özgürleşerek kendini gerçekleştirebileceği bir yaşama geçişi olarak özetleyebilirim. Kişinin ancak  olmaya geldiği kişiyi gerçekten burada ifade edebildiğinde ve deneyimleyebildiğinde tatmin, başarı ve huzuru yaşayabileceğini ve bunun için zihin dönüşümünü gerçekleştirmesi gerektiğini tespit eden ve nasılını da beraber sunan bir roman.






 


 

 



 




Bu gönderiyi Instagram'da gör


 



 

 

 



 

 



 

 

 



#Repost @sitare (@get_repost) ・・・ ‘Her nasip vaktini bekler.’ #Seyir çıktı. Bu hafta sonu #kitapfuarı nda, gelecek haftadan itibaren dr.com ve kitapçılarda. #demedidemeyin #seyirdiyebirkitapvarmış #roman #dönüşüm #düşpeşine #transformation #hadi #tuyap #tuyapkitapfuari #seyir #piraye #pirayeerdogan #monakitap



Piraye Erdoğan (@piraye.yazar)'in paylaştığı bir gönderi (9 Kas, 2019, 6:38öö PST)






"Hep başkaları konumlandırdı beni." Günümüzün en büyük sorunu, kendimize yaptığımız en büyük düşmanlık belki de. Peki çözüm var mı, kendimize nasıl daha iyi davranabiliriz sence?



Başkalarının eline düşmemiz yani kim olduğumuzu ve kim olmamız gerektiğininin içeriklerini başkalarına bırakmamızın sebebi zihnimizde kendimiz ile ilgili oluşturmuş olduğumuz tanımlar. Ki bu tanımlar hep eksiklik ve sorun içeriyor. Her birimiz bu eksiklik, değersizlikten kaçmaya çalışmak ve yaşamın adeta bize karşı bir tavır aldığını bize yaşatan o sorunların ortadan kalkması için dışarı bakıyoruz, başkalarına. Oysa sistem böyle işlemiyor. Evet çözüm var ve kesin çözüm var. Kişinin odağını sorunların kaynağına, kendi zihin dünyasına çevirmesi ve o dasdaracık alandan özgürleşerek gerçek bir insan gibi işlemesi ve böylelikle kendisini gerçekleştirebilmeye başlayabilmesi. Kişi kendi gerçeğine özgürleştikçe öz sevgi başlar ve kendini gerçekleştirebilmeye başladıkça öz sevgi katlanarak dışarı akar. İşte kendini seven bir insanın da ne kendine ne de bir başkasına kötü davranması söz konusu olamaz zaten.



Kadın yazarları, kadınların metinlerini ne kadar takip ettiğini merak ediyorum. Türk ve dünya edebiyatından izlediğin, okuduğun, önereceğin kitap ve yazarlar var mıdır?



Aslında kendi dönüşümümü gerçekleştirirken ki bu halen devam eden bir süreç bu muhteşem deneyimi paylaşabilmek adına başladığım yeni mesleğim sebebi ile ben hep romandan çok her seviyede iyileşme, dönüşüm, tasavvuf ve kuantum fizik ile ilgili okudum ve okuyorum. Bir de son yıllarda bu yolda karşılaştığım Human Design – İnsan Tasarımı ilminin de sıkı bir öğrencisi, takipçisi, uygulayıcısı ve eğitmeni olduğumdan bu alanda da çok fazla materyali okuyup hazmetmem gerekiyor. Bu nedenle roman deyince bir durdum. Son okuduğum roman Gör Beni. Azra Kohen. Keyifle okuyorum. Türkiye için çok önemli bir roman. Zamanında Meltem Arıkan da beni çok etkilemiş kadın yazarlardan biri olmuştu. Kadın değil ama en çok sevdiğim roman yazarı derseniz Tom Robbins derim ve Chuck Palahniuk.





"Bir zamanlar gerçekten inanırdım; evlenmeyi başarırsam, o yüzüğü parmağıma takmayı başarırsam bir şeylerin farklı olacağına. Şimdi pek çok sözlenme, evliliğe varamamış nişanlar, sadece bir buçuk yıl sürebilmiş bir evlilik sonrası, artık o kadar da emin değilim. Fark etmiyor gerçi, çünkü sorgulamalar bu çekim karşısında çok çaresiz ve zayıf. Öylesi bir çekim ki bu, kontrolüm dışında hep aynı yöne savruluyorum." Bu paragrafı çok önemli buldum. Bir kariyer planı olarak evlenmek desem ne dersin?



Bu tanımına bayıldım, harika özetliyor ortaya koymak istediğimi. İşte yukarda belirttiğim gibi maalesef evlenmeyi başarırsa daha değerli, daha özgür, daha mutlu, daha başarılı, daha kendi olacağına inanmış kadınlarla dönmeye çalışıyor dünya. Aynen dediğin gibi planla programla, öyle ya da böyle gözü kör o evlilik isimli sözde zaferin peşine düşen ve her geçen gün daha yok olan kadınlar. Evlilik kötü mü? Hayır tabii ama evliliğe yüklenen anlamlar ve beklentiler olacak gibi değil. Her birimiz kendimiz dediğimiz o benzersiz tasarımları deneyimlemeye geldik buraya. Sen, ben, o her birimiz eşi benzeri olmayan ve dolayısıyla yaşama sunabileceği benzersiz ifadesini sadece kendi sunabilecek olan varlıklarız. Hep daha fazla kendi benzersizliğini ortaya koyabilecek muhteşem potansiyeller. Bu potansiyeller beyaz dizi tadında dramalar içinde unufak edilip harcanıyor.



Sergiler, dergiler, entelektüel ortamlarda salınan karakterler. Bu dünyayı nasıl yarattın?



Yaratmadım esasında içine doğduğum ve içinde büyüdüğüm dünya bu. Ancak neden kendi dünyanı seçtin dersen pek çok kadın bu dünyaya girerse farklı yaşayacağını, bir şeylerin farklı olacağını zannediyor oysa gerçekten kopukluk, kendi kabusunda debelenme, zihin hapishanesinin cehennemi her kesimde aynı.



İlk aşka, ilk cinsel deneyime, ilk yakınlaşmaya dair de önemli ipuçları var romanda. Mutlu anları kabusa dönüştüren normlar ve baskıların hikayesini yazmışsın. Bu anıların ne kadarı kurgu, ne kadarı yaşadığın ve gördüklerin?



Kitabın girişinde dediğim gibi tamamı kurgu ancak deneyimlenenler gerçek. Ben Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’ni bitirdim yani bir kız lisesinde okudum yedi yıl. İşte orada büyürken pek çok hikayeye tanık oldum ve sonrasında da pek çok arkadaşımın devam hikayelerine.  Hele bir de son 7 yıldır büyük aşkla yaptığım zihin ve nefes koçluğu mesleğimi de buna eklersen çok fazla kadın deneyimi dinledi kulaklarım ve çok fazla kadın deneyimi doldu hücrelerime. Bunları kendi deneyimlerimle harmanlamamdır Seyir.



Romanı nefes nefese okudum ve dönüşümü bekledim sayfalar boyunca. Okurların okuma keyfini kaçırmadan sorayım: Ne kadar çıkmazda olursak olalım iyileşmek ve dönüşmek mümkün mü?



Kesinlikle mümkün. Yeter ki kişi kendine özgürleşmeyi seçsin. Yeter ki kişi hikayeleri bırakıp gerçeğe yürümeyi ve varolmayı seçsin. Doğal olan bu olduğu için, tüm sistem bunu desteklemek ve işletebilmek için tasarlanmış. Kaybolmuş olan bizler gerçeği seçtiğimizde her şey kişinin bu muhteşem dönüş-üm yolculuğunu destekliyor zaten.




Sıradaki Haber İçin Sürükleyin