Bankalardaki dolara el mi koyulacak? Bankada döviz hesabı olanları korkutan açıklama geldi. Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, dövizde yaşanan sıkıntıyı durdurmak için 3 seçeneği yazdı. 'Gündeme bile gelmemeli' dedi ama...

Dolar uzun bir aradan sonra yeniden 16 liranın, euro da 17 liranın üstüne çıktı. Vatandaşların dövize yönelik talebi sürerken Dünya gazetesinden Alaattin Aktaş'ın "Sıfırı da tüketince ne olacak?" başlıklı bir yazı yazdı ve gidişatı durdurmak için 3 seçenek olduğunu açıkladı. Dış kaynak bulunması gerekiyor ya da erken seçim seçeneğini sıralayan Aktaş'ın üçüncü seçeneği ise korkuttu.

Google Haberlere Abone ol
Bankalardaki dolara el mi koyulacak? Bankada döviz hesabı olanları korkutan açıklama geldi. Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, dövizde yaşanan sıkıntıyı durdurmak için 3 seçeneği yazdı. 'Gündeme bile gelmemeli' dedi ama...

Dünya gazetesinden Alaattin Aktaş'ın "Sıfırı da tüketince ne olacak?" başlıklı yazısı

Çıkmaz bir sokakta ilerliyoruz. Manevra yapmak için mesafe de azalıyor, süre de...

 ✔ Ya bir şekilde döviz bulunacak ve kurun yeniden tırmanması önlenerek enflasyonun hiç olmazsa aralıktan itibaren düşmesi sağlanacak.

✔ Ya da döviz bulunamazsa durumun daha da kötüye gideceği dikkate alınarak seçimin öne çekilme ihtimali doğacak.

Aslında döviz rezervi kullanma anlamında sıfırı çoktan tükettik ve iktisatta yeni bir çığır açtık. Bir süredir o yolda ilerliyoruz...

Sahip olmadığımız dövizi sata sata kuru tutmaya çalıştık, hala çalışıyoruz. Ama olmuyor! Artık ne bize ait olmayan dövizi satarak kuru istediğimiz düzeyde tutabiliyoruz, ne de bu şekilde satabileceğimiz döviz kaldı. O da bitti, bitiyor. Eksi rezerv giderek büyüyor.

Bir yerde durmak gerekecek; zorunlu olarak. Yol bitecek çünkü.

İşte o aşamada ne yapılacak, ne gibi kararlar almak kaçınılmaz hale gelecek?

Gerçi çıkmaz bir sokakta olduğumuzu biliyoruz ama önümüzde hala gidecek biraz mesafe olduğunun da farkındayız. İşte o yüzden o mesafeyi, yani zamanı iyi kullanmaya gayret ediyoruz.

Zaman, yani seçime kadar olan süre...

 

SEÇENEKLER NE?

İki seçenek var gibi görünüyor:

- Artık maliyeti ne olursa bize nefes aldıracak bir dış kaynak bulunabilirse kurun çok artması önlenir, hatta bir miktar da gerileme sağlanabilirse şahane olur ve seçime kadar idare edilir. Tabii ki tercih edilen budur.

- Dış kaynak bulunamazsa, yerleşikler de yeniden dövize yönelmeye başlarsa, (nitekim bunun işaretleri alınıyor) bu durumda yol zorunlu olarak kısaltılır, yani seçim öne alınabilir. Çünkü her geçen gün artan olumsuzlukla bir yıl sonrasının ekonomik tablosu bugünkünden kötü olacaktır. En az kötü tercih edilir.

Üçüncü bir seçenek daha var mı? Olabilir...

Kur korumalı mevduat barutu bittiğine, yeniden 18’lere ya da daha yukarı çıkacak doları geriletmek için yapılacak pek bir şey kalmadığına, bu düzeydeki kur da özellikle enflasyon yönüyle durumun daha da kötüleşmesine yol açacağına göre, ya yeni bir icat çıkarılır ya da o sevimsiz kavram, yani sınırlı da olsa bir “kambiyo kontrolü” gündeme gelir, böylece özellikle bankada döviz hesabı olanların yüreklerinin pır pır atmasına yol açan o yola başvurulmuş olur.

Yani tasarruf sahibine “Paranın tümünü çekemezsin, şu kadar çekebilirsin” ya da son çare olarak da “Dövizini TL’ye çevirdim” denilir.

 

FİNANSAL İNTİHAR!

Ancak bu Türkiye’nin finansal anlamda intiharı olur ve bize göre böyle bir yanlışa düşülmez. Düşülmemelidir de!

Bugün tutar “Bankadaki döviz hesabına kısıtlama koydum” derseniz, vatandaşa örtülü biçimde “Ben dövizle mücadelede yenildim” demiş olursunuz ve herkes döviz almaya koşar. O zaman da kambiyo kontrolünü sınırlıdan öteye taşımak gerekir ki böyle bir adım Türkiye’yi dünyadan koparır.

Ayrıca, vatandaşta “Bugün dövize el koyan yarın bankadaki TL tasarrufuma da el koyar” düşüncesi oluşur, bu sefer bankalar TL mevduat çekilişiyle baş edemez olur.

GÜNDEME BİLE GELMEMELİ AMA...

Aslında bankadan döviz çekilişini sınırlamak ya da bu paraya tümüyle el koymak konusunu dile getirmek bile hoş değil. Ama son dönemde öylesine yanlışlar yapılıyor ki, bunlar vatandaşın zihninde giderek daha çok yer buluyor.

Vatandaş kaygılanmakta haklı. Bu tür kaygılar durup dururken ortaya çıkmıyor ki...

Son altı ayda neler yapılmadı ki...

Kur korumalı mevduat icat et... Önce yalnızca gerçek kişileri kapsama al, sonra tüzel kişileri de kapsama dahil etmek durumunda kal ve onlara döviz hesaplarını bozdurmaları karşılığında önemli bir vergi avantajı da sağla...

İhracatçının dövizine el koy, sonra oranı artır, ardından turizm sektörünün dövizi için de aynı uygulamaya başvur...

Bazı ödemelerde dövizle işlemi yasakla, bu uygulama bir dizi tıkanıklığa yol açsın...

Bankalara dövizdeki dalgalanmayı en aza indirebilmek için “Şu saatler dışında işlem yapmayın” diye uyarıda bulun...

Tüm bunlar kamuoyunda nasıl bir algı yaratıyor dersiniz?

“Dövizde sıkıntı büyük, kur artışını frenlemek için faiz de artırılmayacak, bu gidişle dövize el koyarlar mı, koyarlar...”

Önce “Yok canım, olmaz” diye başlayan bu kaygı, giderek “Acaba olur mu” boyutuna dönüşüyor.

Kaygı böylesine büyürken zaman giderek azalıyor.

Tekrar edelim:

- Ya bir şekilde dövizin tırmanması önlenecek ve enflasyonun hiç olmazsa aralıktan sonra yönünü aşağı çevirmesi sağlanacak.

- Ya da sandık, işlerin iyice çığırından çıkacağı görülürse “daha az kötü” sayılan bir dönemde önümüze gelecek.

 

26 MAYIS’TA DÜĞMELER YENİDEN İLİKLENİR Mİ?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu mayıs toplantısını haftaya bugün, yani 26 Mayıs’ta yapacak. En son aralık ayı toplantısında politika faizini yüzde 15’ten yüzde 14’e indiren ve bu oranı ocak, şubat, mart ve nisan aylarında değiştirmeyen Merkez Bankası bu kez bir değişikliğe gider mi?

Çok düşük ihtimal!

Değişiklikten kastımız tabii ki yeni bir indirim değil. Acaba faizde kuru frenlemek adına sembolik de olsa bir artış yapılır mı, merak edilen bu.

Geçen yıl eylülde faiz yüzde 19’dan yüzde 18’e indirildiğinde yıllık enflasyon da yüzde 19’lardaydı. Ve Merkez Bankası, üstelik bu yönetimi, geçen yıl faiz indiriminden, yani eylülden önce ısrarla politika faizinin enflasyonun altında belirlenmeyeceğini vurguluyordu. Ama emir demiri kesti! Artık politika faizi yüzde 14; enflasyon yüzde 70, üstelik bu ay yüzde 75-80 aralığına ulaşacağa benziyor.

Merkez Bankası’nın faizi artık enflasyonun üstüne çıkarması hem teknik olarak mümkün değil, hem bunu istese de yapabilmesi mümkün değil.

Dolayısıyla acaba kurdaki bu artışa karşı elde de müdahale edecek kadar bile döviz kalmayacağı görüldüğü için küçük bir adım gelir mi?

Üç-beş puanlık bir faiz artışıyla kurun bir süre için frenlenmesi sağlanabilir mi?

Yani 26 Mayıs’ta böyle bir karar söz konusu olur mu?

Bu yönde bir adım atılmak istendiğinde “nas” hiç engel teşkil etmez. O çok kolay izah edilir:

“Türkiye ekonomisinin çıkarı, vatandaşımızın refahı bunu gerektiriyordu, vs. vs...”

Hem sanki daha önce faiz hiç artırılmadı da!

 

GÖMLEK KIRIŞ KIRIŞ!

Geçen yıl eylüldeki faiz indirimini ilk düğmenin yanlış iliklenmesi olarak nitelemiştik. Şimdi 26 Mayıs’ta tüm düğmeleri açıp gömleği yeniden iliklemeye niyetlenir miyiz?

Böyle yapmak istesek bile kırış kırış olmuş gömlek, yani ekonomi kolay kolay ütü tutmayacak artık. İş işten büyük ölçüde geçti!

Kaldı ki diyelim tuttuk faizi bir miktar artırdık ve diyelim bu işe yaradı, kurlar bir miktar geriledi, en azından artış hızı yavaşladı. Aradan üç beş ay geçince yine aynı hatalı adımların atılmayacağının garantisi var mı?

Sıradaki Haber İçin Sürükleyin