136 gün cezaevinde kalan Aslı Erdoğan: Yıldız haritamda hapis çıktı

Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin Yayın Danışma Kurulu üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan yazar Aslı Erdoğan, içeride geçirdiği günleri Ayşe Arman'a anlattı.

136 gün cezaevinde kalan Aslı Erdoğan: Yıldız haritamda hapis çıktı

Hapise girdikten sonra "hiç çıkamayacağım" hissine kapıldığını söyleyen Aslı Erdoğan, "Neredeyse emindim hiç çıkamayacağımdan. İstediğim şey de neydi biliyor musun? Bir falcı. 'Şu şu tarihte çıkacaksın' dese inanacaktım ama öyle bir falcı da imkânsızdı" diyor. “Her an tekrar alabilirler” korkusu yaşadığını belirten Erdoğan, "Şimdi annemin evinde kalıyorum. Kapı çalıyor, 'Polis mi?' diye fırlıyorum" ifadesini kullandı. 



"Koğuşa ilk geldiğim günlerde moralim çok kötüydü, 'Ben çok dayanamayacağım, intihar edeceğim!' gibi şeyler söylüyordum" diyen Aslı Erdoğan, "İçeride bazen de bale yapıyordum. Avluda bale yapayım derken az kalsın zatürre oluyordum. İçeride hastalanmak büyük sorun" diye konuştu.



Hürriyet'ten Ayşe Arman'ın sorularını yanıtlayan Aslı Erdoğan'ın açıklamalarından bazı bölümler şöyle:



Aramıza hoşgeldin. Nasıl hissediyorsun kendini?



- Sudan çıkmış balık gibi! Girmenin şoku ayrı, çıkmanın ayrı. Hiç beklemiyordum çıkmayı. Bir günde seni alıyorlar, bildiğin tanıdığın yaşamdan koparıyorlar, sonra yine, “Hadi hayata dön!” diye tekmeyi basıyorlar. Koğuş kapısı açılıyor, sen dışarıda kalıyorsun, sonra ‘şak’ diye üzerine kapanıyor. Böyle oldu yani. Ama ben, ruhen yüzde 70 hâlâ içerideyim.



 İnsan içeride en çok neyi özlüyor?



- Ah her şeyi. Ağacı mesela. “Bir ağaç görebilsem” diyorsun. Avluda gözlerim filan yaşarıyordu. Bir dakika bile duramayacağın bir mekânda, çirkin, renksiz bir betonun içinde 4 buçuk ay kalıyorsun. Sonra çıkıyorsun, birdenbire, bir tane değil, binlerce ağaç görüyorsun.



 Ve fazla mı geliyor? Kalabalık mı geliyor?



- Evet. İçeride 20 kişi, aylarca birliktesin, birbirinin yüzündeki en ufak kıpırtıyı bile hissedecek bir alanda, o kadar yakındık. Şimdi binlerce milyonlarca kişiyle birlikteyim, ama bir o kadar uzağım. Telefonlar, akan bilgi, karmaşa, kaos, enformasyon... Fazla geldi. Bir körün, gözlerinin açılması gibi. Alışmaya çalışıyorum. Denize bile, üçüncü bakışta, “Deniz!” diyebildim. Bir de yavaş hazmeden biriyim.



 Peki tahliye edilmeyi bekliyor muydun?



- Hayır hiç.



 Tahliye kararını duyduğunda aklından geçenler...



- İnanmak istemedim. Daha önce bir tahliye sevinci yaşadığım, sonrasında hayal kırıklığı hissettiğim için, “Kanma bunlara!” dedim. Ama hâkim, gerçekten de “Tahliye!” dedi. Topluluk önünde kendimi tutmam lazımdı, tuttum. Sonra jandarmaların arasına çöküp, hıçkırarak ağladım.



 Şimdi de ağlıyor musun evde yalnızken?



- Ağlıyorum. Koğuş arkadaşlarıma ağlıyorum. Onların hikâyelerine ağlıyorum. Kendime ağlıyorum. Ülkeme ağlıyorum. Ağlıyorum yani.



Tahliye edilince, cezaevine eşyalarını toplamaya gittin değil mi?



- Evet.



 Koğuş arkadaşlarınla vedalaşabildin mi?



- İşte o tam istediğim gibi olamadı! Her şey çok hızlı gelişti. Alıştığın bir yerden, bir mekândan, bir evden taşınırken bile vedalaşırsın. Bir ritüelin vardır kendince, bir durursun, anılarını paketlersin. Ama benim 4 buçuk ay kaldığım yerden toparlanmak ve birlikte yaşadığım insanlarla vedalaşmak için sadece yarım saatim vardı. Gardiyanlar sürekli “Hadi hadi!” diyordu. Adam gibi vedalaşamadım.



“Hiç çıkmayacağım buradan” diye düşündüğün oldu mu?



- Olmaz mı? O his herkese geliyor. Bana da geldi. İntiharlar da, en çok ilk haftalarda olurmuş cezaevinde.  Neredeyse emindim hiç çıkamayacağımdan. İstediğim şey de neydi biliyor musun? Bir falcı. “Şu şu tarihte çıkacaksın” dese inanacaktım ama öyle bir falcı da imkânsızdı.



Astrolojiyle ilgilenen birileri de yok muydu, yıldız haritana filan baksalardı...



- Yıldız haritam felaket! Kâbus!



Nerden biliyorsun?



- Yıldız haritamı kendim çıkardım. Hiç inanmazdım astrolojiye. Elime bir kitap geçti. Yıldız haritamı çıkardım ne de olsa fizikçilik de var.



"Yıldız haritamda hapis çıktı"



Eeee?



- E’si yıldız haritamda cezaevine gireceğim yazıyordu.



Hadi canım...



- Gerçekten öyle. Yıldızlarım mükemmel bir şekilde dağılmış ama bir yıldız haritasında olabilecek en korkunç çelişki de vardı haritamda. Plüton, yani ölüm yıldızı, ölümün evindeydi. Susan Miller’a yazdım, “Ölüm, ölümün evinde. Bunu nasıl yorumlarsınız?” Kadın sağ olsun cevap yazdı. “Bütün sevdiklerinizi kaybedeceğiniz anlamına geliyor, cezaevi, intihar, travma üstüne travma” diye yorumladı. Hatta, “God bless you” (Tanrı sizi korusun) diye bitirmiş mektubu. O kadar acıklı yani.



Röportajın devamı için:



http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ayse-arman/asli-erdoganin-cezaevindeki-136-gunu-40329758


Sıradaki Haber İçin Sürükleyin