Bilmemek filminin yönetmeni Leyla Yılmaz'dan homofobi açıklaması: Kışkırtıcı olma hakkını görmüyorum kendimde

Başrollerini Senan Kara, Yurdaer Okur ve Emir Özden’in paylaştığı, “ötekileştirme” kavramına gündelik hayat üzerinden incelikli bir bakış getiren Bilmemek filminin yönetmeni Leyla Yılmaz, MedyaTava'dan Gizem Ertürk'e konuştu. “En gelişmiş ülkelerde bile homofobiye dayalı ergen zorbalığının sürdüğünü gördüm az konuşulan, belki hiç konuşulmayan bir konuda kışkırtıcı olma hakkını görmüyorum kendimde" diyor.

MEDYATAVA / GİZEM ERTÜRK

Filmi izlediğimde ilk hissiyatım bu film okullarda ders olarak okutulmalı olmuştu, tüm bu yolculuğunuzda özellikle gençlerden gelen tepkiler nasıl oldu?

“İnanılmaz” diye sıkça kullanılan bir söz vardır ya, ben bu sözü hakkını vererek kullanabilirim Bilmemek için. İlk andan beri beklediğimizin üstünde ve dışında tepkiler aldık. Gençlerin büyük ilgisi oldu. 

"Bilmemek" ülkemize ve hatta hala dünyada tabu olan cinsel yönelim konusuna zarif bir anlatımla farklı bir pencerden bakmamızı sağlıyor. Bu noktada sinemada oldukça az işlenen "sevgisiz aile" temalı Lovelless filmi akrabalığınız daha önce çok sorulmuş. Bu konuda neler söylersiniz?

Loveless çok başarılı ve keyifle izlediğim bir film. Dünyada milyonlarca aşk film çekildi, buna nazaran az sayıda olsa da “sevgisiz aile” temalı da binlerce film çekilmiştir. Ben Bilmemek için Kültür Bakanlı’ğına ilk başvurumu 2015’de yaptım, senaryo tescilini de o yıl aldım. 2018’de filmi çekerken Loveless yayına girdi ve bu durum sanırım pek çok jüride aleyhimizde çalıştı. Homofobik ve bağnaz engeller olmasaydı ve filme 2015’de bütçe bulsaydık şimdi aynı soru Loveless ekibine sorulabilirdi.

"Bir filmin kalitesini ne belirleyecek? Ergen oylarının etkili olduğu dijital platformlar mı? Birinin sevdiğinden biri nefret de edebilir"

Filme Antalya'dan gelen "Seyirci Ödülü"nü çok değerli buldum. "Halk Jürisi" bence filmin mesajının doğru anlaşıldığının kanıtı gibi geliyor. Filmlerin değerini de ödüller belirlemiyor tabii ama siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

O yıl Antalya’daki jüri, Altın Portakal tarihindeki en ilginç karar alan jüri olabilir. Bu nedenle, o dönemde Antalya’da “halk jürisi” tarafından seçilmek benim için çok kıymetliydi. Jüriler asgari yirmi kişiden oluşsa sonuçlar daha sağlıklı olur. Bir karar verici ve birkaç kariyeristten oluşan küçük jüriler yapmak doğru gelmiyor bana. Herkes iyi niyetli olsa dahi adil sonuçlar için mümkün olduğunca kalabalık jüriler olmalı… Öte yandan tüm bu jüri ve ödül konusu da tartışmalı, farkındayım ama bu olmasa bir filmin kalitesini ne belirleyecek? Ergen oylarının etkili olduğu dijital platformlar mı? Bir filmin kalitesi sahiden de belirlenebilir mi? Birinin sevdiğinden biri nefret de edebilir. Bu iş biraz güç, biraz da adalet umuduyla ilgili.

"Ev uyumak, saçma televizyon programları izlemek ve sessizce durmak için bir sığınak gibidir"

“Modern” görünen bir ailede bile inanılmaz sert kurallar var. Kimse birbiriyle konuşamıyor. Hep bir içinde tutma hali ve haliyle patlamalar var. Bu kadar eğitimli bireylerin daha birbiriyle konuşamadığı çekirdek aileler hayret verici.. Bu konuşamama haline dair neler söylersiniz?

Reklamların tamamı, dizilerin büyük kısmı olanı değil olmak istenileni koyar önümüze. Bir arada, mutlu ve uyumlu aile imgesi adeta bir tabu haline gelir. Oysa gerçek gündelik hayatın korkunç baskısı altında kentli aile bireyleri tahammüllerini yitirmiş, aşırı yorgun ve gergin olarak gelirler eve. Ev uyumak, saçma televizyon programları izlemek ve sessizce durmak için bir sığınak gibidir. Bilmemek’in büyük bölümü böyle kapalı bir ortamda çekildi. Sanat Yönetmenimiz Serdar Yılmaz ve Görüntü Yönetmenimiz Meryem Yavuz’un da katkısıyla hakiki, ruhsuz bir orta sınıf dünyasını yansıtabildik sanırım.

Umut karakterini oynayan Emir Özden’in şahane performansında herkes hemfikir… Birlikte çalışma süreciniz nasıldı?

Ben çekim öncesi çalışmaya çok önem veriyorum. Emir’le de çekimlerden aylar önce tanıştık. Bazen teke tek, bazen anne baba rollerini oynayan Senan ve Yurdaer’le gerçek bir ailenin herhangi bir durumdaki tavırlarını bol bol tartıştık. Mesela ciddi bir şey konuşurken bir anda komik bir şey söylemek, bir iktidar savaşı verirken bir anda kadehleri tokuşturmak gibi geçişler bu çalışmalar nedeniyle doğallaştı.

Umut çok olgun bir karakter. Bazen 50 yaşında bazen yeniden 17 yaşında gibi davranıyor. Bu noktada karakter inandırıcılığını kaybeder gibi bir endişeniz oldu mu?

Bazen kendimizi de dahil ederek gençlik hallerimize karşı fazla acımasız oluyoruz. Öte yandan 17 yaşında yazdığım bazı yazılara bakınca “şimdi böyle yazamam” dediğim de oluyor. Umut gibi güçlü karakterler var. Tarih boyunca da vardı. Bu bir kahramanın uçmasından çok daha makul bir özellik.

"Delirmenin eşiğinde veya belki de çoktan delirmiş bir toplum olduk"

Toplumumuzda, kültürümüzde çok fazla tabu var. Üstelik son yıllarda bu durum iyice çığırından çıktı. Toplum olarak nasıl bir ruh hali gözlemliyorsunuz?

Galiba artık ortak bir toplumsal ruhtan bahsetmek imkansız. Delirmenin eşiğinde veya belki de çoktan delirmiş bir toplum olduk. Dünya da farklı değil. Hiçbir şeye vakit bulamazken, iki saat TikTok videosu izleyen milyonlar. Bu bir toplumsa eğer, ruhu olmayan bir toplum olmalı. Sosyal medyanın bizi daha özgür kılacağı umuyorduk, bazen tam tersi olduğundan şüpheleniyorum.

Sosyal medyada aslında bu kalıpları yıkma anlamında birçok paylaşım var. Kadın ve erkeğe dayatılmış kalıpları yıkmaya dair. Sizce bunlar ne kadar etkili oluyor?

Mutlaka etkisi oluyordur. Sosyal medyanın IKEA kutuları gibi her şeyi kutulama, paketleme, etiketleme gibi bir özelliği var. Bu nedenle bizi ifşa etmeye, bildirmeye zorluyor. Etiket yapışınca herkes rahatlatacak. Ama bazen Umut gibi birileri çıkıp bu etiketleme merakının sanıldığı kadar masum olmadığını söyleyebiliyor.

 “En gelişmiş ülkelerde bile homofobiye dayalı ergen zorbalığının sürdüğünü filmin yurtdışı yolculuğunda gördüm”

Ülkemizde direkt olarak homofobiyi işleyen bir film yok sanırım. Yani ya tam bir LGBT filmi ya filmde bir yan karakter en acısı ve en geneli de komedi unsuru olarak kullanılması.  Bu anlamda kendinizde bir sorumluluk hissediyor musunuz bundan sonra anlatacağınız hikayelerde?

Elbette çok büyük sorumluluk hissediyorum. Bu filmdeki gerilim İsveç’de veya İspanya’da büyük oranda aşılmış olabilir (ki öyle olmadığını, en gelişmiş ülkelerde bile homofobiye dayalı ergen zorbalığının sürdüğünü filmin yurtdışı yolculuğunda gördüm.) Türkiye’de böyle bir konuyu anlatırken ne kadar cüretkar olabilirim, dozun nasıl kaçırmam diye epey düşündüm. Sonradan attığımız 20-30 saniyelik bazı pasajlar bile filmin dengesini değiştiriyordu. Sinema izleyicisine daha lezzetli bir film deneyimi mi sunmalı yoksa filmi izleyecek gençlere ve ebeveynlere daha duyarlı mı yaklaşmalı ikileminde gelebilecek eleştirileri göze alarak ikinci yolu seçtim. Az konuşulan, belki hiç konuşulmayan bir konuda kışkırtıcı olma hakkını görmüyorum kendimde.

Tanga gelinlik tartışması büyüdü Hanife Gürdal'dan bikini şov TTB'den doktor istifalarıyla ilgili açıklama Cübbeli Ahmet hastaneye kaldırıldı Sercan Yıldırım'dan dudak dudağa poz Pilot öğrencisiyle uçak kullanırken ilişkiye girdi