Sayım Çınar ve Onur Şenay'dan 'oyun' ve 'insanlık hallerine' dair bir söyleşi

Tiyatro Şenay Sevme Yanarsın ile başarılı bir sezon geçiriyor. Sayım Çınar Onur Şenay ile oyun üzerinden insanlık hallerine dair güzel bir söyleşiye imza attı.

Sayım Çınar ve Onur Şenay'dan 'oyun' ve 'insanlık hallerine' dair bir söyleşi

SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com


Dün benim için çok duygulu bir gündü. Sevme Yanarsın bir güldürü oyunu gibi görünse de aslında çok derinlikli, kara mizahın damgasını vurduğu bir oyun, sen de izleyiciyle buluşturuyorsun. Taşralı bir gencin hikayesi de var, şehir insanı da var oyunda. 

Bu oyun gerçekten zor bir oyun, tiyatro Şenay olarak yaptığım, sahnelediğim en zor oyun diyebilirim. Daha önce “Sadece Arkadaşız” adlı bir oyun yazmıştım, Deniz Akkaya, Levent Can, Murat Şenol ve ben vardık. İlk olma zorluğunu yaşadık, ilk oyunumuzdu. Aşk Kokusu’nu oynadık devamında, daha rahat bir metindi. Üç gencin kendi arasındaki ilişkileri konu alıyordu. Kim Kime Dum Duma polisiye öğeler barındıran bir oyundu, komediydi. Sevme Yanarsın benim için o kadar zor oldu ki. Metin zordu, provanın en büyük kısmı masabaşı kısmı oldu bu oyunda. Parçaladık, bozduk, tekrar bir araya getirdik, günümüz koşullarına uyarladık. Herkes için, herkesin gözünden bir oyun çıktı ortaya. 
“Mış gibi yapmaktır oyunculuk.”

Aşk ve seks üzerine bir taşlama aslında bu oyun, zor bir konuyu ele alıyorsunuz. Mahremiyet filmi geldi aklıma, her şey sorgulanıyordu, burada da oyuncu olmak isteyen bir karakter üzerinden yürüyor hikaye. Oyunculuk tutkusunu sorguluyorsunuz aslında, iyi bir oyuncu olmak, karaktere bürünebilmek için ille de yaşamak gerekli midir o hali?

Öyle düşünmüyorum. Mış gibi yapmaktır oyunculuk. Herkes kendi stiline göre bir metot geliştirir. Ben olsam nasıl “o” olurdum, bunu sorgular oyuncu. Katil oynamak için katil mi olmalı, oyunda da geçiyor bu.
Bir kadının fahişe rolüne kendini kaptırması vardı oyunda. Son derece ilgi çekici bir detay.

İstanbul, İzmir, Antalya gibi şehirlere baktığımızda gecelik ilişkileri fazlasıyla yaşıyoruz. Burada bir seks hikayesi anlatıyor gibi yapıyoruz ama asıl meselemiz başka. Bir insan bir şeyi kazanmak için ne kadar ileriye gidebilir, ne kadar zorlayabilir sınırları, mesele bu. 

“En iyi yapabildiğimiz şey tanımlamadır, ben iyi tanımladım, bunun için başarılı bir oyun çıkabildi ortaya. “
Sen taşralı bir çocuğu oynuyorsun, nasıl çalıştın rolüne?

Çok iyi çalıştım rolüme. Onlardan biri olmak için çok çalışmam gerekiyordu. Zaten bize çok uzak olan bir şey de değil bu durum. Kendi şehrimizde yaşamıyoruz yalnızca, çok gezdik çok şehir gördük, çok beslendik insanlardan. Rolümde iyi olmam bundan kaynaklı. En iyi yapabildiğimiz şey tanımlamadır, ben iyi tanımladım, bunun için başarılı bir oyun çıkabildi ortaya. 

İyi bir oyun insanı iyileştiriyor, terapi ediyor bence. Enerjik, tutkulu oyunlar yapıyorsunuz, yine de izleyici neden bu kadar az?

Nisan ayındayız, sezon bitmek üzere. Sezon sonunda izleyici de takdir edersiniz ki düşer. Durgunluk bence bundan kaynaklı. Tiyatroya bir dönüş olduğunu düşünüyorum. Artık oyuncular da dizilerden çok tiyatroya güvenir noktadalar. 

“Kulisi eğlenceli olmayan bir tiyatro iş yapamaz.”

Leyla Bilginer örneği önemli. Dizilerden tanıyoruz ama bu oyunda tam anlamıyla kendini buldu bana göre.
İyi bir ekip arkadaşıdır Leyla. Kulisi eğlenceli olmayan bir tiyatro iş yapamaz. Bizim kulisimizde eğlence var, kompleks yok. Egolar ölüyor böylece, herkes birbirine oyunculuk yapma alanı tanıyor. Herkes birbirine yardımcı oluyor. Bu oyunun en büyük avantajı bu. 

90 dakikalık bir oyun, insanın kendine dönmesini sağlayan bir oyun. Kimse ilişkileri sorgulamıyor artık. 
Yalnızlık çok arttı çünkü. Mutlu bir yalnızlık peşinde insanlar ve boğuluyorlar. Sigara içmek gibi, insana zamanla zarar veren bir duruma dönüşüyor. Çizgileri iyi belirlemek gerekiyor. Kalabalıkta yalnız olabilirsiniz ya da yalnızlığınızda kalabalık olabilirsiniz, size kalmış bir durum bu. 

Seks barındıran şeylere karşı bir sorunumuz var, cinsellik konusunda sınıfta mı kalıyor toplumumuz? Sevgiyle yaşanacak cinselliği işliyorsun oyununda.

Bence çok özgürce yaşanıyor ülkemizde, sadece rahatça konuşulamıyor bence. Yaşıyor ama dinlemekten görmekten hoşlanmıyor. Farklı cinsellik halleri yaşanıyor. 

Tepki aldınız mı?

Sorun açmamalı bence başkaldırı oyunumuz ama açacak belli ki. Güzel bir komedi olarak okuyabilirsin, gerilim olarak okuyabilirsin, ne çıkarmak istersen onu çıkarabilirsin bu oyundan. Açık bir oyun oynuyoruz. En iyi tepkiler bu oyunda geldi bana. Oyunculuklar çok beğeniliyor, çok tebrik alıyoruz iş için. 

Ali Poyrazoğlu’yla da birçok oyunda oynadın.

1992 – 2008 arası tüm oyunlarında vardım. Hayatı öğrendim, sistemi öğrendim, kendimi nasıl geliştireceğimi öğrendim Ali’den. Öğrenmeyi öğrendim. İyi ki böyle bir hocam oldu. 

Poyrazoğlu ne diyor, nasıl değerlendiriyor oyunu?

Çok beğendi. Genel prova olarak arkadaşlarımıza oynarız ilk oyunu. Nerede gülünüyor, nerede ne tepki alıyoruz izleriz. Ali beni hep fırçalayacak şeyler bulmuştur. İlk kez bu oyunda eleştiri almadım, hakkını verdiğimizi söyledi oyunun ardından, kutladı.

“Oyun güzel hazırlandı masaüstünde, sonunda da hakkıyla oynadık.”

Sinema filmi olabilecek bir öykü. Nasıl buldun bu öyküyü?

Oyun 1959’da yazılmış, 64’de bir kez oynanıyor Müşfik ve Yıldız Kenter tarafından. Büyük popülarite kazandırdı onlara da, güzel bir sezon geçirdiler. Ben oyunu ilk 1997’de aldım elime, Nurgül ile çalışıyorduk. Çok toyduk ve olduğu gibi oynamak hata olurdu. Günümüze uyarlamak gerekiyordu. Kısmet bugüneymiş. Bugüne, bugünün sorunlarına göre yeniden çalıştık. Güzel hazırlandı masaüstünde, sonunda da hakkıyla oynadık. 

Yılın Güldürüsü 
“Sevme Yanarsın” (iki perde)

Charles Dyer’ın Taşralı isimli oyunundan esinlenerek, Uyarlayan: Özdemir Çiftçioğlu 
Yöneten: Özdemir Çiftçioğlu 
Dekor: Matrak Sanat 
Reji Asistanı: Ümran Kio 
Işık: Ferhat Pakdemir 
Afiş Tasarım: Mehmet Turgut 
Oynayanlar: Onur Şenay, Leyla Bilginel, Genco Çağlar

Oyun, bugün 20:30'da Şişli Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'da sahnelenecek.

Teknolojik İşler Ofisi

Sayfa Derleme Süresi: 0.2764 saniye