CİNER İÇİN 'KARA GÜN DOSTUM' DEDİĞİM DOĞRU, ZAFER MUTLU'YA ÖFKEM GEÇTİ

Sabah-atv'nin kurucusu Dinç Bilgin, Zaman'dan Nuriye Akman'a verdiği söyleşinin ikinci bölümünde şunları söyledi: Yaşadıklarımdan pişmanlık duyan biri değilim. Güneş Taner ile Sabah'ın arasını açan haberi Semra Özal verdi. TMSF'ye borcum kalmadı, hala hesap yapıyorlar. Zafer Mutlu'ya karşı öfkem geçti. Güngör Mengi çocukluk arkadaşım, şimdi bakıyorum karı koca mutlular...

Yaşadıklarım beni daha demokrat yaptı

Durağan bir hayat bana uygun değildi. Hoşuma gider böyle şeyler." diyen Bilgin, ancak bu olaylardan sonra dünyaya bakışının değiştiğine dikkat çekti. "Daha demokrat, daha liberal oldum. Avrupa Birliği yanlısı oldum. Eskiden daha hoyrattım. Artık daha az haksızlık yapma çabam var." sözleriyle bu değişimin çerçevesini çizdi. Dinç Bilgin, çöküşü başlatan Etibank'ın alım süreciyle ilgili de çarpıcı bilgiler verdi. Etibank'ın kendi- lerine satılmasına dönemin Devlet Bakanı Güneş Taner'in göz yumduğunu düşünen Bilgin, bankayı aldıktan sonra Taner'in kendisine, 'Şimdiye kadar ben senin bahçende oynuyordum, şimdi sen benim bahçemde oynuyorsun, benim elimdesiniz' dediğini aktardı. Bakan'ın gönül ilişkisine dair bir haberin Taner'le aralarını açtığını vurgularken, haberin kaynağını da ilk kez açıkladı: Semra Özal.

 

Güneş Taner haberini Semra Özal vermişti

TMSF ile ilişkilere gelelim. Oraya ödemeniz gereken borç tamamen bitti mi?

Çoktan bitti. TMSF'ye borcum yok

Başka bir yere?..

Yani şimdi onları bilemeyeceğim ne olacağını. Benim mal varlığım satılacak. Diğerlerinden farklı olarak bizde bir tasfiye yapılıyor. Bu işin kamuoyunu, dolayısıyla basını ilgilendirecek tarafı, benim iki bankam, dolayısıyla kamudan kullandığım iddia edilen paradır. Etibank'ta borcun belki üç katı, beş katı ödendi şimdiye kadar. Ben kamuoyuyla hesaplaştım.

Dolayısıyla diğer borçlarım sizi ilgilendirmez diyorsunuz...

Onu söylemek istiyorum. Etibank'ı satın aldın. Millet mevduat yatırdı buraya. O mevduatların bir kısmını kredi olarak kendi şirketlerine kullandın. Bunun hesabını ver dendi bana. Suçlandığım şey banka kaynaklarını bir daha geriye dönmeyecek şekilde kullanmak. Sonuçta iş yargıya düştü. Maddi gerçek inkar edilmeyecek şekilde ortaya çıktı ki, ben Etibank'ın kaynaklarını geriye dönmeyecek şekilde kullanmamışım. Benim Etibank'tan kullandığım kredilerin kat be kat üstünde mal varlığım varmış. O mal varlığım işte satıldı. Etibank'tan kullandığım kredileri, kredilerin faizlerini kat be kat ödeyecek teminatları zaten vermişim. Yani kamuoyu ile hesaplaştım ben. Şu anda TMSF ile tasfiye aşamasındayız. Hesaplarıma bakıyorlar. Hesapları tasfiye ediyorlar. Bana bir şey sordukları yok. Ben onlara soruyorum zaman zaman ne olacağız diye.

Bir de sizin borcunuza indirim yapılacağından söz etmişti TMSF başkanı. Herkese yaptığımız indirimi kendisine de yapıyoruz diye. O neydi efendim?

Valla onun cevabını bana göre TMSF'nin vermesi daha doğru olur. Faizlerle büyümüş rakamlar. Gecikme faizi uygulamışlar. Yani faizde indirim daha yapmadılar. İnşallah yapacaklar.

Anlamadığım bir şey var. Sizinle Ciner arasında imzalanan gizli belgeyi TMSF'ye vererek Sabah ve atv'nin satışını sağladınız. Ve dolayısıyla borcunuzdan kurtuldunuz. Ciner bu belgeyi geçersiz kılan teslim ve imha protokolünü sundu mahkemeye. Bunun da gerçek çıktığını okuduk. Siz bu belgenin altındaki imzaların sahte olduğunu iddia etmiştiniz. Dolayısıyla size Ciner'e iftira atma suçundan kamu davası açıldığını da okuduk.

Bu konuda sizin de bahsettiğiniz gibi yürümekte olan bir dava var. Onun için bu konuda konuşmak istemiyorum.

Bu dava hangi dava? Size açılan dava mı?

Bizim onlara açtığımız dava, onların bize açtığı dava. Karşılıklı davalarımız var.

Sizin sunduğunuz o gizli belge mi doğru, yoksa onu ortadan kaldıran belge mi?

Bizim yaptığımız her şey doğru.

O belgeyi geçersiz kılan teslim, imha belgesi...

Öyle bir şey yok. Ben öyle bir belgeye imza atmadım. Bu haber yalnızca Habertürk'te çıktı. Kendi televizyonunda öyle dedi. Ben haklılığımı mahkemede kanıtlayacağım.

Yani mahkeme Ciner'in lehine öyle bir karar vermeden mi böyle uyduruk bir haber çıktı?

Evet evet.

O belgenin altında Önay Bey'in imzası olabilir mi?

Yani 1,1 milyar dolarlık bir varlığı, karşılıksız olarak tek bir imza ile niye ortadan kaldırsın? Yani işin pek mantığı yok.

Siz Sabah ve atv'ye ilk el konulduğu zaman Turgay Ciner'e o benim kara gün dostum demiştiniz.

Doğru doğru.

Aileme ve bana sahip çıktı dediniz.

Aileme sahip çıktı demedim. Bana yani işe sahip çıktı dedim. O arada işi başka türlü devam ettirmem çok zordu.

İşte iki yüz bin dolar bana maaş bağladı falan diye laflarınızı hatırlıyorum.

Öyle bir şey de demedim. Ben böyle şeyler konuşmam hiç.

Peki aranızdaki gizli belgeyi TMSF'ye vererek Turgay Bey'e kazık attığınızı düşünüyor musunuz?

Ben yanlış yaptığım kanaatinde değilim. Bu iş sonradan bir kafa koparma operasyonuna döndü. Dava devam ederken işi mahalle kavgasına döndürme niyetinde değilim.

Yavuz Semerci, "Dinç Bilgin'in tarihi birlikte iş yaptığı insanları eninde sonunda deşifre etmeye dayalıdır" diyor. Doğru mu söylüyor?

Öbür tarafa transfer ücreti ile geçtiği zaman söylediği laf bu.

Sırası geldiğinde açıklanacak başka gizli bir belge var mı diye sorsam kızmazsınız değil mi?

Kızarım, kızarım. Sanki böyle belge biriktiren, zamanı gelince dışarı çıkartan... Böyle bir şey olmadı. Benim bütün derdim Sabah'ı korumaktı. Çünkü tedbir konmuştu. Kağıtlarına el konmuştu. Mal alamıyordu. Çok zor durumdaydı. O zor durumda tek derdim, işin devamını sağlamaktı. İşin devamını sağlamak için belki de pek de uygun olmayan kimselerle iş yaptım. Ama onun sebebi o andaki çaresizliğimdi.

İnsanlar düşene bir tekme daha mı vuruyorlar?

Yok, çok iyilik yaptığım adamlar dönüp bana fenalık yaptılar gibi bir duygu içerisinde değilim ben. Böyle bir büyük ihanetin pençesine düşmüş zavallı Dinç filan, yok öyle şey. Öyle bir ruh halim hiç olmadı.

Sizin için burnu yere düşse almaz, çok kibirlidir derler. Doğru mudur?

Öyle görünüyordur. Bunun sebebi daha içine kapanıktım. Pek fazla insanlara açılamayan, bir miktar mahcubiyetim vardı. Öyle algılanıyor. Yani işte böyle etrafına bakmayan, yüz vermeyen filan.

Neden mahcubiyetiniz vardı?

Yetişme tarzıyla alakalı. Büyük hatalarımdan bir tanesi, insanları kırıp döktüm bir yerde. İstemeden, bilmeden.

Demek ki sizde çocukluktan kalan bir öfke, bir acı var.

Yo yo, değil. Yalnızlığımı yaşardım o zamanlar. Şimdi daha rahatladım.

Zafer Mutlu ile karşılaştığınız zaman içinizde hâlâ bir öfke kabarır mı?

Hayır hayır, geçti. Tamamen geçti. Onlar sonuçta kendi hayatlarını kurdular. Kimseye karşı yok öfkem. Onlar Sabah'tan ayrılıp ayrı bir gazete kurdukları zaman bir miktar kızdım. Hayal kırıklıklarım oldu. Ama baktım ki haklı sebepleri de var. Haklı da çıktılar.

Zafer Mutlu ile Mehmet Barlas arasında bir Güneş Taner polemiği yaşandı. Bu polemikte doğruyu kim söyledi?

Mehmet Barlas'ın söylediği doğru değil. Önünde diz çöktü falan öyle şeyler doğru değil. Orada meslek kazası vardı. Doğrudur. Sabah'ta bir haber yayınlandı. Güneş Taner ile güzel bir kızın ilişkisi var gibilerden. Ama bunları yazmamak lazım. Haberi veren de Semra Özal'dı. Yani o haberden hepimiz pişman olduk. Bazen meslekte oluyor öyle kazalar.

Bu kazadan kim sorumluydu?

Kızın da bakanın da ismi yazılmamıştı aslında. Sonra bakan kendi kontrol ettiği kamu kuruluşlarının Sabah'a ilan vermesini yasakladı. Buna tabii dolaylı olarak tepki gösterdik. Ama Zafer gitti, bakanın önünde diz çöktü, rica etti. Bunlar palavra. Bunun palavra olduğunu Mehmet de biliyor. Niye söyledi bilmiyorum. İnsanlar kızdıkları zaman birbirlerine kötü bir şey söylemek, onu yaralayacak bir şey söylemek ihtiyacı hisseder. Benim mesela öyle bir ihtiyacım kalmadı onu söyleyeyim. Eskiden işte o basın kavgaları olurdu. Başka gazeteler bize denmedik laf bırakmazlardı. Biz mukabele ederdik falan. Öyle duygularım kalmadı.

Çünkü gücünüz kalmadı.

Yalnız öyle değil. Şimdiki aklım olsa yaptırmazdım. Doğru şeyleri yazdırırdım. Kızdığım için canını acıtacak bir şey bulma gibi yollara izin vermezdim.

Fakat bu öyle bir kaza olmuş ki sizin sonunuzun belki de başlangıcı olmuş. Diyorsunuz ki bir röportajda, Güneş Taner bunun intikamını Etibank gibi ayıplı bir malı bize satarak aldı.

Doğru, doğru. O satmadı da, bize satılmasına göz yumdu. Bankayı aldıktan sonra bana şimdiye kadar ben senin bahçende oynuyordum, şimdi sen benim bahçemde oynuyorsun dedi. Yani muameleler bitmişti. Artık benim bahçemdesiniz. Benim elimdesiniz dedi.

Güngör Mengi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Güngör benim çocukluk arkadaşım. Onun da ayrılmasına çok kızmıştım, üzülmüştüm. Ama bakıyorum şimdi karı koca mutlular. Kendi açısından doğru yapmış. Yani benimle beraber kalıp o kadar büyük sıkıntılar çekeceğine, kendisine yeni bir hayat kurmuş. Şimdi artık kendisine kızmıyorum. Kızgınlığımı içimde erittim.

Sizin yüzünüzden bir sürü çalışan mağdur oldu Sabah'ta...

Doğru.

Bunların haklarını nasıl öderim gibi bir vicdan azabınız var mı?

Hayır şöyle. Kendi başıma da gelmemiş olsaydı, çok zengin biri olsaydım hâlâ elbette o sıkıntıyı çekerdim. Ama dalga geldi, bize çarptı götürdü. Elimden bir şey gelmesi mümkün değil yani. O dalga çarpıp götürürken basının büyük bir kesimi de bundan büyük bir memnunluk duydu. Zaten hep böyle olur. Birine felaket gelince öbürleri sevinir. Sonuçta ben kendimle barıştım. Rahatım. Problemim yok. Sanırım en sonunda TMSF'nin yeni yönetimiyle de uzlaştım. Kamuyla da ilişkimi bitirdim. İşte en son SSK hesabını kapattık.

Yaşadıklarım beni daha demokrat yaptı

Oğlunuz Önay Bey size fiziki olarak çok benziyor. Dünyaya bakışınız da benzer mi?

Tabii dünyaya bakışımızda çok paralellikler var. Siyasi görüş olarak ben ona göre daha liberalim. O biraz daha merkeze yakın.

Çocuklarınız sizi hiç suçladılar mı?

Hayır hayır. Yani babalarının iddianamede söylenen suçları işleyecek birisi olmadığını onlar da pek iyi biliyorlar. Ben eminim suçlayanlar da biliyordu. Ben hatırlıyorum. Beni sorgulayan savcı, çok haklısınız Dinç Bey ama kamuoyu dedi, ne yapayım. Böyle bir Türkiye'ydi o zaman. İnşallah şimdi aynı Türkiye değildir. Şimdi içeridekiler açısından da söylüyorum. Yani Ergenekon'da çok ciddi şeyler olmaması mümkün değil. Bir sürü siyasi cinayet işlendi. Maktuller var ortada. Ama adalet terazisinin çok hassas tartması lazım. Yani böyle kamuoyu baskısı ile insanlar suçlanmamalı. Yine kamuoyuyla da suçları örtbas edilmemeli.

Eşiniz bu süreci nasıl yaşadı?

Bir miktar acı çekti. Ben yaşadıklarımdan pişmanlık duyan birisi değilim. İlginç şeyler yaşadım. Böyle durağan bir hayatta bana uygun bir hayat değildi. Hoşuma gider böyle şeyler. Bu olaylardan sonra dünyaya bakışım değişti. Daha demokrat oldum. Daha liberal oldum. Daha Avrupa Birliği yanlısı oldum. Türkiye artık bir Avrupa ülkesi olsun diyorum. Belçika gibi olsun. Hollanda gibi olsun.

Aman Belçika demeyin, bölünüyor, Belçika diye bir ülke kalmıyor.

Kalmasa bile Flamanya ile Valonya olur. O da pek büyük sorun olmasa gerek. Daha böyle dünya vatandaşı olalım, daha Avrupalı olalım. İşte 17 tane kızcağız öldü. Ona da başka bakalım. Çocuk haklarından bakalım. Oraya göndereceksek çocuklara da soralım. Yani çocuklar yalnız anne babalarının malı değil. Mesela liberal takılanların bir kısmı bunu da görmüyorlar. Sağ basın hiç görmüyor maalesef.

Bunların sizin yaşadığınız kişisel sıkıntılarla bağını kuramadım.

Yani gazete sahibi olmaya devam etseydim belki bunları düşünme vaktim olmayacaktı. Belki de o kavgalar gürültüler arasında daha farklı bir kişiliğim olacaktı. İnsanların yaşlandıkça kişilikleri değişiyor. Daha katılaşıyorlar. Hele böyle bir iş kavgası içindeyse çok farklı oluyor.

Yaşadığınız sıkıntıların size bu fırsatı verdiğini düşünüyorsunuz...

Tabii tabii. Ne diyorlar daha kamil insan ol. Ben kendime böyle iltifat etmeyeyim de şimdi eleştirirken insanları daha insaflıyım. Eskiden değildim. Daha sabırsızdım. Yani daha az haksızlık yapma çabam var. Eskiden daha hoyrattım. Biliyorum, hissediyorum yaptıklarımı.

NURİYE AKMAN

Inhouse Reklam, Tanıtım ve İletişim Hizmetleri

Sayfa Derleme Süresi: 2.2598 saniye