Medyatava açıklıyor! 3N Medya'nın yeni kanalı TV100 ne zaman yayına başlıyor? Ana Haber ve sabah haberleri hangi ünlü isimlere emanet?

Medyatava Özel3N Medya Grup Başkanı Murat Kelkitlioğlu, Medyatava'dan Canan Kaya'nın sorularını yanıtladı...

Medyatava açıklıyor! 3N Medya'nın yeni kanalı TV100 ne zaman yayına başlıyor? Ana Haber ve sabah haberleri hangi ünlü isimlere emanet?

İş adamı Necat Gülseven'in sahibi olduğu 3N Medya Grubu çatısı altında kurulan yeni haner kanalı TV100'ün hazırlıkları hız kesmeden devam ediyor. Türkiye medyasındaki önemli bir boşluğu dolduracağı iddiasıyla yola çıkan kanalın Medya Grup Başkanlığı koltuğunda Murat Kelkitlioğlu otururken, Genel Yayın Yönetmenliği görevini Alican Değer üstleniyor. TV100'ün Program Müdürü ise Bülent Yılmaz...

Mecidiyeköy'deki Profilo AVM içerisinde kurulan kanalın teknik çalışmaları ve personel alımları devam ederken, biz de Medyatava olarak 3N Medya Grup Başkanı Murat Kelkitlioğlu'yla TV100 ve Türkiye medyası üzerine konuştuk...

İşte, Kelkitlioğlu'nun açıklamaları...

 

Canan Kaya / Medyatava

canankaya@medyatava.com

 

Yıllarca gazetelerde yöneticilik yapmış biri olarak 3N Medya çatısı altındaki radyo ve televizyonların başına geçtiniz. Bu kararı nasıl aldınız?

3N Medya’ya Medya Grup Başkanı olarak atandım. Tabii ki kolay bir karar değil. Uzun yıllar ağırlıklı olarak yazılı basında çalıştım. Birçok gazeteyi kurdum, yeniledim, yazılar yazdım. Ama benim televizyon tecrübem de var. Özellikle rahmetli Ufuk Güldemir’le birlikte Habertürk’ü kurarken haberciliğin en parlak dönemiydi… Düşünün biz bir haber portalı olan haberturk.com’la başlayıp, daha sonra televizyona hatta gazetelere kadar uzanan bir serüven yaşadık. Dolayısıyla 3-4 yıllık bir televizyon tecrübem de var.

Bir de medya birbirinden çok farklı değil. Sonuç itibariyle birisinde sütun santim var, diğerinde de saniye dakika var. Sonuç itibariyle yapacağınız işler aynı. Gazetecilik refleksini taşıdığınız sürece, bu gazete, dijital, televizyon ya da radyo olmuş fark etmez. Bir değişiklik olsun dedik, yeni bir oluşum her zaman iyidir. Sonuç itibariyle bu grubun patronu Necat Gülseven de ülkesine çok bağlı, vatanını çok seven ve bu vatana hizmet etmek için de çok büyük uğraşlar veren bir isim. O nedenle medya sektöründe de büyümek istedi. Medya sektöründe büyürken de medyadan anlayan birini bu işin başına getirmek istediğini belirtti.

"MEDYA ANLAMINDA ÜLKEDE BİR BOŞLUK OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORDUM"

Size nasıl ulaştı peki?

Ailece de görüştüğüm çok yakın arkadaşımdır kendisi. Bana böyle bir teklifle geldiğinde de medyayı bilen birisiyle bu işe girişmek istediğini söyledi. Ben de heyecanı ve yeni hedeflere yürümeyi severim. Medya anlamında da ülkede bir boşluk olduğunu düşünüyordum.

"TÜRKİYE'DE AĞZINIZLA KUŞ TUTSANIZ MEMNUN EDEMEYECEĞİNİZ KESİMLER VAR"

Neden bir boşluk var sizce?

Çok kutuplaşmış bir durum söz konusu. O kutuplaşmayı biraz kaldırmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de çok ilginç bir yapı var. Ağzınızla kuş tutsanız memnun edemeyeceğiniz kesimler var.

"TELEVİZYONLARIMIZ VE GAZETELERİMİZ TAMAMEN AJANS BÜLTENİ HALİNE GELDİ"

Hangi kesimler onlar?

Düşünce tarzlarını bir nefret üzerine kurmuş kesimler bunlar. "Karşı taraf" laflarını hiç sevmem aslında, kavramları daha iyi anlatmak açısından bunları kullanırsam kusura bakmayın lütfen. Mesela sayın Cumhurbaşkanı’nın Fazıl Say’ın konserine gitmesinden veya ODTÜ’lü çocukların Beştepe’de ağırlanmasından memnun olmayan kesimler var. İki taraf için de söylüyorum bunu. Bunlar ağzınızla kuş tutsanız memnun olmayacak kesimler. Bunu her iki taraf için de yüzde 10’luk veya yüzde 15’lik bir kesim olarak değerlendiriyorum. Aslında o gerginliği ve o kutuplaşmayı alıp götüren hareketlerdir Cumhurbaşkanı’nın Fazıl Say’ın konserine gitmesi veya Say’ın Beştepe’de konser vermesi. 

Sorunuza gelince, medyadaki o boşluk şuradan kaynaklanıyor; bu işin bir tekniksel boyutu var, bir de felsefi boyutu... Televizyonlarımız veya gazetelerimiz tamamen ajans bülteni haline geldi. Ne yazık ki bir üretim yok. Ajanslar ne gönderiyorsa olduğu gibi o yayınlanıyor.

"MEDYADA İNSANA YATIRIMDAN VAZGEÇİLDİ"

Peki neden bu hale geldi gazetecilik bu ülkede? Kimler neden oldu buna?

Örneğin ben Murat Kelkitlioğlu olduysam bugün, Murat Kelkitlioğlu imzası sayesinde oldum. Yaptığım özel haberlerle bugünlere geldim. Yaklaşık 26-27 yıllık gazeteciyim. Bu işin muhabirliğinden gelmiş bir gazeteciyim. Hem mutfağını hem de yönetim kadrosunu biliyorum işin. Ama meslekte en mutlu olduğum yıllarım, özel haberlerimin altında imzamın yayınlandığı yıllardır. Bundan 10-15 yıl önce uzmanlık alanlarımız vardı ve biz bu alanlarda gerçekten uzmandık. O dönemlerde banka yolsuzlukları çok fazla gündemdeydi ve hiçbir bankacı beni okumadan güne başlamazdı. Dolayısıyla biz özel habere çok önem verirdik. Ama ne yazık ki bizim jenerasyondan sonra bu iş bitti. İş daha çok masa başı gazeteciliğe döndü. İşte o masa başı, kopyala yapıştır gazeteciliği de ajans bülteni haline gelmemize neden oldu.

Neden?

İnsana yatırımdan vazgeçildi.

Ülkede gazeteciler işsiz Murat Bey…

Çok doğru… Maalesef insana yatırım yapmayı bıraktık. Bir de medyayı çok iyi okuyamayan ve çok iyi analiz edemeyen medya patronlarıyla karşı karşıya kaldık.

"NE YAPSANIZ MEMNUN OLMAYACAK KESİMLER VAR"

Gazetecilik kökenli olmadıklarından olabilir mi?

Onu kastediyorum evet… Medyayı bilmiyorsanız, doğal olarak gerçek dokusundaki hassasiyetlere dokunamıyorsunuz. Bir süredir bunların tamamını kaybettik ve gazetecilik tekniği anlamında Türkiye’de çok büyük bir boşluk olduğunu düşünüyorum. Kendi dünya görüşümden farklı birçok gazeteyi okurum. Aynı şekilde bütün televizyon kanallarını da takip etmeye çalışırım. Benim gördüğüm genel geçer hava bu yönde. Elbette bugünkü analizim değil bu. Yaklaşık 15 yıldır bu analizde bulunuyorum. Biz artık medya sektörü olarak yerimizde saymaya başladık. Bu da en büyük sıkıntılardan biri. Medyada büyüme kararını aldığımızda şöyle bir felsefeyle yola çıktık; bir tarafta yüzde 50’lik bir güç var. Diğer tarafta da yüzde 50 var… Bahsettiğim iki yüzde 50’lik payın içerisinde de ne yapsanız memnun olmayacak tipler var. Bunlar hayatlarını nefret üzerine kurmuşlar. O nedenle bunlar için yapacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bunları Allah kurtarsın. Ama karşı tarafta bir yüzde 35’lik kesim var. Bu oranda yer alanlar çok makul insanlar. Onlara dokunulduğu zaman çok daha anlaşılabilir ve kendilerini anlatabilir insanlar. O gerginliklerini almak lazım o insanların.

Siz neler yapacaksınız peki bunun için?

Yakın bir tarihte göreceksiniz zaten. Yeni projelerimizin tamamında da bu yüzde 35’e hitap etmek istiyoruz. Orada çok ciddi bir boşluk olduğunu düşünüyorum. Orada çok taraf olmadan bir gazetecinin doğru haberi bütün taraflarıyla vererek şu anda ülkede yerleşmiş olan “yandaş” veya “düşman” çizgilerini tamamen ortadan kaldırarak o boşluğu doldurabilecek, bahsettiğim radikal kesimler haricindeki kitleye dokunabilecek yayınlar yapacağız.

"AK PARTİ YANDAŞLIĞIYLA UZAKTAN YAKINDAN ALAKAM YOK"

 “Yandaş gazeteciler “ demişken, sizin için de bu tanımlama sıkça yapılıyor biliyorsunuz…

Diyorlar evet… Benim bazı kırmızı çizgilerim vardır. Bütün inandıklarım doğrultusunda yayın yapmışımdır ve yazılarım da tamamen bu şekildedir. İnanmadığım bir şeyi yazmam. Mesela beni AK Parti yandaşı olarak değerlendirirler. Uzaktan yakından bununla alakam yoktur. Mesela 17-25 Aralık’ta FETÖ’nün yaptığı sivil darbe girişiminden sonraki 15 Temmuz’a kadar olan süreçte en çok eleştirdiğim kesim AK Partililer olmuştur. Televizyon programlarında yaptığım konuşmalarda ve köşe yazılarımda bunu çok net bir şekilde görürsünüz. Böyle bir terör örgütüyle mücadelenin sadece tek bir kişiye bırakılamayacağını savunmuşumdur hep. Bu tek başına değil, topyekün yapılması gereken bir mücadele. AK Partili siyasiler, bakanlar ve milletvekilleri de dahil olmak üzere bu mücadeleyi yapmıyorlar diye söylemişimdir. Eğer ben bir yandaşsam vatanıma yandaşım. Türkiye Cumhuriyeti devletine yandaşım. Benim en büyük kırmızı çizgilerimden bir tanesi budur. Türkiye Cumhuriyeti devletine halel getirecek hiçbir durumun içerisinde olmam. Öte yandan ben Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a inanan bir insanım. Onun politikalarına, bu ülke için yapmış olduklarına gönülden inanan bir insanım. Bunun için bana yandaş deniliyorsa farketmez desinler. Ben Habertürk’te çalışırken de benzer şeyleri yaptım, Akşam’da da Yeni Şafak’ta da… Ergenekon ve Balyoz döneminde bunun bir FETÖ operasyonu olduğunu söyleyen gazetecilerdenim.

17-25 Aralık’tan önceki süreci de eleştiriyor musunuz? O dönemlerde Cemaat denilen yapıyla AK Parti’nin ilişkileri çok iyiydi çünkü.

Onu da eleştirdim. Bu eleştiriyi de sadece ben yapmadım, hareketin lideri de yaptı. "Hata yaptık" dedi. Ben de çok büyük yanlışlar yapıldı dedim elbette. Ama FETÖ dediğimiz şey sadece AK Parti döneminde var olmuş bir yapı değil. 50 yıllık bir yapılanmadan bahsediyoruz. Rahmetli Ecevit, rahmetli Özal, rahmetli Demirel’in bile bu örgütle ilgili olumlu cümleler kurdukları, onlar için kalkıp yurt dışına gittikleri biliniyor. O nedenle yapılması gereken eleştirileri hem yazılarımda hem de konuşmalarımda yaptım. Ama ‘bana niye yandaş diyorlar’ diye de kafa yormuyorum yani.

"BANA YANDAŞ DEMELERİ UMURUMDA DEĞİL"

Rahatsız olmuyor musunuz bu ifadeden?

Hiç umurumda değil. Bu yandaşlık konusunda en başta da söylediğim gibi, vatanım ve bir de bu ülkenin başına yüz yılda bir geleceğine inandığım bir lidere inanmışlığım var. Eleştirilecek tarafları elbette ki var. Ama hakaret içermediği müddetçe.

"MEDYADA ELEŞTİRİLERDE YAPTIRIM YOK"

Ancak hakaret içermediği halde yapılan en ufak bir eleştiri sonucunda bile çok ciddi yaptırımlarla karşılaşabiliyoruz…

Eleştirilerde yaptırım yok. Ben bunun bir tane örneğini görmedim şimdiye kadar. Lütfen eğer biliyorsanız bana bir tane örnek gösterin. Yaptırım dediniz, o anlamda söylüyorum.

İşten kovulan gazeteciler, yazılarına son verilen köşe yazarları gibi…

O medya patronunun vereceği bir karar.

Medyayı konuşuyorsak eğer bunlardan da söz etmemiz gerekmiyor mu?

Bunu benimle değil, o medya patronuyla konuşmanız gerekiyor. Ben de genel yayın yönetmenliği yaptım gazetelerde. Birini eleştirdi diye kimseyi işten atmadım. Bizler yalnızca kırmızı çizgimiz olan vatan demişizdir. Eleştireceğiz elbette, eleştirmeden olmaz ki… Kartal’da çöken binayı “AK Parti yaptı, CHP’liler yaptı” diye konuşamayız. Bu Türkiye’nin en büyük sorunudur. Bunu siyasetin üzerine çıkararak her türlü sorumluluğu siyasilere yükleyerek konuşmalıyız.

Bugün en çok eleştirdiğiniz konu nedir Türkiye’de?

FETÖ’yle mücadele konusunda hâlâ gerekli dersi almamış olmamızı eleştiriyorum. Dış politika anlamında geçmiş dönem Başbakanlarının bu ülkeye atmış olduğu golleri çıkarmaya çalışıyoruz hâlâ. Özellikle de Suriye konusunda.

"GAZETELERDE HERKES İSTEDİĞİ BAŞLIĞI ATABİLİYOR"

Günümüzde özgürce gazetecilik yapabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Tabii ki yapılıyor. Günde 20-25 tane her kesimden gazete okurum. Herkes istediği başlığı atabiliyor.

Son dönemde gazetelerin ve televizyonların kapanmasına sıkça şahit oluyoruz…

Ama bunun nedeni tamamen ekonomik.

"MEDYA DÜNYASINDAKİ ARKADAŞLARIMIZIN HEPSİ KAYGILI"

Ancak medya ekonomisi de çok önemli ve konuşmamız gereken bir konu… Birçok meslektaşımız işini kaybetme korkusuyla çalışıyor.

İnanılmaz önemli. Medya dünyasında o kadar çok arkadaşımız var ki dediğiniz gibi. Bu arkadaşlarımızın hepsi de bu anlamda kaygılı. Böyle bir dönemde bizim bu tarz bir yatırım yapmamız da müthiş bir heyecan yarattı. Bu durumun birkaç nedeni var aslında. Birincisi biz ülke olarak okumayı sevmiyoruz. Dijitalde de durum böyle. Akıllı telefon ve tabletlerden de bir şey okumuyor gençler. Japonya’da bir tane günlük gazetenin tirajı 2 milyon. Bizim ülkemizdeki bütün gazetelerin günlük tirajı 1,5 milyonu bulmuyor. İkinci nedeni ise çok anlamsız ve gereksiz yatırımlar yapılıyor. Ne yazık ki bizler nitelikli insana yatırım da yapmadık. Bir gazetenin başına gelen patronun ilk düşündüğü şey "Kaç kişiyi işten çıkarsam acaba" oluyor. "Kaç nitelikli kişiyi barındırmam lazım" diye düşünmeniz gerek halbuki. Bir medya grubunun özü ve en önemli yapı taşı muhabirdir. Bunların yanı sıra ekonomik sıkıntılar da çok önemli tabii. Yazılı basında kağıt dolara endeksli. Doların yükselmesiyle kağıt sıkıntısı yaşanıyor. Öte yandan reklam pastası reklamveren açısından çok küçüldü. O pastayı paylaşmak çok zorlaştı. İşte bütün bu anlattığım eksiklikler ve eleştiriler nedeniyle bu yola çıktık biz. Boşluğu dolduralım dedik.

Peki ne gibi yenilikler sunacak TV100 kanalı bize?

Öncelikle var olanı tekrarlamayacağız. Haber ağırlıklı bir kanal olacak. Yüzde 65’i haber, yüzde 35’i de life style işler olacak. Bugün haber kanalları içerisinde olmayan bir şey bu. Mesela Okan Bayülgen ismi var.

Başka kimler olacak?

Şimdi diğerlerini söylemeyeyim, sürpriz olsun biraz da.

*Murat Güloğlu

"SABAH HABERLERİ MURAT GÜLOĞLU'NA EMANET"

Sabah haberlerini kim sunacak mesela?

Murat Güloğlu sunacak.

Başka kimler var?

Hâlâ görüşmelerimiz devam ediyor diğerleriyle.

*Emre Buga

"EMRE BUGA ANA HABER KOLTUĞUNDA!"

Ana Haber kime emanet?

Emre Buga üstlenecek.

Kültür sanat programı olacak mı?

O tarz programlarımız da olacak. Hatta yarışma programımız bile olacak. Tabii daha A-segmentteki programlar olacak bunlar. Magazin de olacak bizde.

Kimler olacak magazin kadrosunda?

Okan Bayülgen işte. En büyük isim Okan.

Genellikle show programlarıyla ekranda oldu Okan Bayülgen. Daha magazin ağırlıklı mı yapacak artık?

Onları da tartışıyoruz daha bitmedi. Biz diyoruz ki tamamen magazin ağırlıklı yap. Okan da bir tanesi tematik olsun diyor.

*Okan Bayülgen

"OKAN BAYÜLGEN BİRKAÇ PROGRAM BİRDEN YAPACAK!"

Tek bir program yapmayacak o halde?

Evet. Onları bile tartışıyoruz. Henüz netleşmedi birtakım şeyler hâlâ. Çok ciddi isimlerle görüştüğümüzü söyleyebilirim ama. Bu isimler de çok sıcak bakıyorlar bize. Prensip anlaşmasına vardığımız birçok isim var. Çok kaliteli isimler bunlar.

İsim vermiyorsunuz ama…

Henüz netlik kazanmadı. İşe başlarken çok sağlam başlayalım diyoruz. Çünkü iddialı geliyorsanız, o iddianın da altını doldurmak gerekiyor. O yüzden çok ciddi bakıyoruz işe. Bu ülkede televizyonculuk anlamında çok ciddi işlere imza atmış Alican Değer var biliyorsunuz genel yayın yönetmeni olarak.

Aslında Alican Değer, TV100 ulusal kanal olmadan önce de halihazırda genel müdürüydü kanalın. Dışarıdan atanmış bir isim değil yani.

Evet doğru. Dolayısıyla bu isimler çok deneyimli arkadaşlarımız. Haber konusunda bizim yanımıza kimsenin yaklaşabileceğini düşünmüyoruz. Özel haber de yapacağız mesela. Bizim haber işlerimiz var olanın ya da beklenilenin aksine çok daha farklı olacak. Özel habere çok önem vereceğiz. Türkiye’de gündem olan konuları çok ilginç boyutlara taşıyacağız.

Ne gibi?

Kimsenin görmediği, kimsenin bakmadığı açılardan bakacağız. O biraz o günkü gündemle ilgili olacak. Mesela yurt dışına açılma konumuz var bizim.

"YURT DIŞI TEMSİLCİLİKLERİ KURACAĞIZ"

Temsilcilikler mi kuracaksınız?

Bravo… Temsilcilikler oluşturacağız evet. Mesela Suriye şu anda Türkiye’nin en büyük gündemi. Suriye’nin de tarafları var. Bu taraflar da Türkiye, Suriye, Rusya ve İran… Bu 3 ülkede de bizim temsilciliklerimiz olacak mesela. Diyelim ki Soçi Zirvesi yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Putin, sayın Ruhani, üçü de orada. Bu isimlerin orada yaptıkları toplantıların o ülkelerdeki yansımaları var. Bizim temsilcilerimiz aynı anda televizyona bağlanıp o bölgeleri anlatacaklar.

Önemli bir adım bu. Çünkü Türkiye medyası dış haberler konusunda da biraz geri planda kaldı ne yazık ki.

O ülkelerde bizim ofisimiz olacak. Oralarda canlı yayınlar yapacağız. Bunlar gerçekten çok ciddi yatırım isteyen işler.

Hafta sonları ne tarz programlar olacak kanalda?

Haber kanallarının hafta sonları çok boş geçiyor. Bizim hafta sonlarımız çok dolu olacak.

Peki dijitalin yükselişi sizi korkutuyor mu? Pek çok alanda klasik televizyonculuğu tehdit eder bir hale geldi dijital mecralar. Bu habere de yansıdı. Sizin bununla ilgili bir önleminiz ya da yeniliğiniz olacak mı?

Dijitalle beraber ilerleyerek aldık önlemimizi. İkisini bir arada yapacağız yani. Dijitalin çok önemli olduğuna fazlasıyla inanan bir gazeteciyim. O nedenle yeni televizyon kanalı kurma kararını aldığımız anda dijitalin de düğmesine bastık. Bizim en iddialı olacağımız alanlardan bir tanesi de dijital tarafımız olacak. Şu anda çok önemli bir kadro bunun çalışmasını yapıyor. TV100 olarak yayına başladığımız anda, paralelinde dijitalimizi de herkes imrenerek takip edecek. Dijitalden uzaklaşamayız. Her şey değil, ama bir dünya gerçeği.

Peki ne zaman izleyeceğiz TV100’ü?

Çok hızlı çalışıyoruz. Stüdyolarımız bitmek üzere.

Mecidiyeköy’de değil mi merkezi?

Evet. Profilo Alışveriş Merkezi’nin içerisinde.

Kurulum için ne kadarlık bir yatırım yapıldı?

Şu anda tam rakam vermem mümkün değil ama çok ciddi yatırımlar yapıldı. Bir tane kamera alıyorsunuz mesela, 100 bin dolar civarında para ödüyorsunuz. Hazırlıklarımız hızlıca sürüyor. Çok ufak tefek şeyler kaldı. Özellikle editoryal kadro neredeyse tamamlandı.

Personel alımları devam ediyor mu?

Evet devam ediyor.

"ÇALIŞMAYA KARAR VERDİĞİMİZ ARKADAŞLARIMIZIN NEREDEYSE TAMAMI İŞSİZ GAZETECİLERDEN OLUŞUYOR"

Kaç kişilik bir personel kadronuz olacak?

Programcılarımızla birlikte ilk etapta 150 kişi olacağız. Bizim en büyük özelliklerimizden biri şu ana kadar çalışmaya karar verdiğimiz arkadaşlarımızın neredeyse tamamının işsiz olması. Bu inanılmaz güzel bir şey. Bu açıdan da ciddi bir misyon yüklendiğimizi düşünüyorum. Bahsettiğimiz 150 kişilik kadro çok ciddi bir istihdam.

Peki ne zaman yayına başlıyor kanal?

Nisan’ın ikinci yarısında başlamayı düşünüyoruz.

Ücretler hangi seviyelerde olacak? Piyasadaki ücret politikalarının üzerinde mi, yoksa aynı seviyelerde mi belirleyeceksiniz?

Daha önce de bahsettiğim gibi yapılan yanlış yatırımlar sektörü bu hale getirdi. Geçmişte herhangi bir şovmene dünyanın parasını verirseniz, bugün şov programı yapamaz hale gelirsiniz. Bunlardan ders alarak da bir ücret politikası belirledik tabii ki. Şu anda benden rakam vermemi beklemeyin elbette ama bir insanın hayatını devam ettirebileceği ücretlerle çalışacak arkadaşlarımız. Ama çok afaki rakamlar vermemizi de beklemesinler tabii. Buna programcılarımız da dahil. Çünkü aklımızdan hiç çıkmayan şov programlarının şu anda ekranda olmamasının en büyük nedeni yanlış ücret politikaları. Bir de en büyük şansımın Necat Gülseven olduğunu düşünüyorum.

Neden?

Hem genç, hem de ufku çok geniş biri. Her şeyden öte ülkesi için çok mücadele eden biri.

Peki Necat Bey’in yayınlara müdahalesi olur mu, yoksa işi bilene mi bırakır? Günümüzde medya patronlarının müdahaleci bir özelliği var biliyorsunuz…

Kesinlikle olmaz. Bizim çok geniş bir İcra Kurulumuz var. Yönetim Kurulu Başkanımız Necat Bey bir şey söylediğinde ‘Bu çok saçma bir şey’ deyip konuyu kapatıyoruz mesela. Bizim en büyük şansımız bu…

Çok nadir gördüğümüz şeyler bunlar…

"Hayırdır" der yani. "Patrona böyle bir şey denir mi" algısı vardır hep. Necat Bey’in böyle bir yanı yok. Bir de etrafındaki herkes gazeteci. Öte yandan neredeyse en az 15 yaş büyük isimler var bu yapılanma içerisinde.

Kaç yaşında Necat bey?

33 yaşında.

Çok gençmiş gerçekten… Biliyorsunuz Türkiye’de çok uzun süredir medya patronları iş adamlarından oluşuyor ve bu iş adamlarının genellikle hükümetle belli iş ilişkileri oluyor. Dolayısıyla bu medyayı da etkiliyor ve yayınlara yansıyor. Necat Bey’in böyle bir yönü olacak mı?

Kendisi bir iş adamı evet.  Ancak şu ana kadar devletle yaptığı herhangi bir iş yok. Devletle iş yapmak da suç değil ayrıca bu ülkede.

Elbette değil. Ama bu ilişkiler kişinin sahibi olduğu medya kurumuna da yansırsa işte o zaman sansür, baskı ve çok daha ciddi sonuçlarla karşılaşılabiliyor. Bunu çok sık yaşıyoruz günümüzde.

3N Medya’nın diğer medya gruplarından en büyük farkı, işi medyacılara bırakmış olması. Bu çok değerli bir şey. Necat Bey’in yaptığı en akıllıca davranışın bu olduğunu düşünüyorum. Kendini bu sektörde kanıtlamış insanlara bırakıyor olması bizim açımızdan müthiş bir şans. Onun açısından da öyle.

Son olarak radyo ayağını da konuşalım istiyorum. 3N Medya, Show Radyo ve Radyo Viva’yı satın alarak önemli bir atılım yaptı ve son dönemde radyolarda çok nadir gördüğümüz tartışma programları ile magazin programlarını dinleme imkânı yakaladık. Bu tarz programlar devam edecek mi radyo kısmında ve başka ne gibi yenilikler olacak?

Kimsenin hiçbir içeriğe yatırım yapmadığı anlarda biz yatırım yapıyoruz. Bu çok önemli. Sadece İstanbul özelinde konuşursak, 10 milyon civarında araç var trafikte. Haliyle bir de trafik sorunumuz var. Bu 10 milyon araç, günün 3-4 saatini trafikte geçiriyor. Sen evde radyo dinliyor musun mesela?

Hayır.

Ben de dinlemiyorum. İşte biz bu araçların frekanslarına girebilirsek büyük bir başarı yakalamış oluruz. O nedenle içeriğe yatırım yapmak lazım. Her şey şarkı, türkü değil. Radyonun en büyük tınısı müzik elbette, buna varım. Ama insanlar yolda giderken bir tartışma programı da dinlemek isteyebilir. Ya da daha eğlenceli vakit geçirmek için Okan Bayülgen’i dinlemek istiyor olabilir. Yine Cengiz Semercioğlu’nun magazin programına kulak vermek isteyebilir. Bir müzik sohbeti dinlemek istediğinde de Ebru Yaşar’ın programı var mesela. O yüzden buradaki amacımız bir çeşitlilik kazandırmak. O çeşitliliği de kazandırdığımızı düşünüyorum.

* Soldan sağa; Cüneyt Büyükyaka, Alican Değer, Necat Gülseven, Murat Kelkitlioğlu ve Okan Sarıkaya

Ekleyeceğiniz başka yenilikler var mı?

Bu göreve geldiğim zaman bir basın toplantısı yapmıştık. O basın toplantısında herkesi şaşırtacak çok ilginç projelerimiz olduğunu söylemiştik. O projelerimizi tek tek hayata geçiriyoruz. TV100’ün yanı sıra başka projelerimizin olduğunu da söyleyebilirim.

Ne gibi projeler?

Hiçbir şekilde o konuda ağzımdan laf alamazsın. (Gülüyor)

Başka bir televizyon kanalı mı, gazete mi?

Televizyonumuz var. Radyolarımız da var. Gazetelerimiz de olsun isteriz.

Bununla ilgili bir hazırlık süreci başladı mı?

Ne olabilir diye düşünüyoruz üzerinde. Bunların hepsi bir fizibilite çalışması biliyorsun. Sadece TV100 kanalıyla sınırlı kalmayacağımızı bilsinler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sayfa Derleme Süresi: 2.3142 saniye