'En önemli şey çocukken yaşanan travmalar! Bütün hayatı bu travmalar şekillendiriyor'

Harrison Ford misali elinde bir kamçıyla ekrana çıkmasının üzerinden yıllar geçti. Şimdi o meşhur bir televizyoncu. Çocukken ne travmalar yaşadı? Zirveye nasıl çıktı? Kimleri izliyor, ekranda kimleri görmeyi tercih ediyor. Mesut Yar, Sayım Çınar’a anlattı.

'En önemli şey çocukken yaşanan travmalar! Bütün hayatı bu travmalar şekillendiriyor'

 

Magazin, siyaset, lifestyle. Hepsi birden programlarında yer alıyor, bu kadar farklı insanları bir arada ağırlayabilmek zor olmalı. Nasıl bir araya getirebiliyorsun bu kadar farklı insanı, nasıl yönetebiliyorsun?

Uzun yıllardır televizyondayım. 20 yıl içerisinde birçok dost, birçok düşman edindim. Programın terapi yönü de var, bunu hissediyorum. Trafikte yanımda duran bir karı koca teşekkür etti geçenlerde. Neden teşekkür ettiklerini sorduğumda “her akşam sayenizde kendimizi  iyi hissediyoruz” yanıtını verdiler. Stüdyoya davet ettim, biz zaten oradayız gelmemize gerek yok dediler. İzleyicinin içinde olduğu bir program yapmak beni çok mutlu hissettiriyor.

“En önemli şey çocukken yaşanan travmalar galiba, bütün hayatı da bu travmalar şekillendiriyor.”

Bazı televizyoncular, gazeteciler biraz para görünce , hayatlarını değiştirmek ve hemen sınıf atlamak istiyorlar. Sen ise en zirvede olduğun zamanda bile köklerinden kopmadın. Kurtuluş’tasın bildiğim kadarıyla.

En önemli şey çocukken yaşanan travmalar galiba, bütün hayatı da bu travmalar şekillendiriyor. Babam çok genç yaşta öldü. Dört yaşındaydım. Ergenliğe girdiğim zamanlarda ise annemi kaybettim. Bütün hayatımda her şeyi çok yoğun ve hızlı yaşadım. Her şeye bir an önce başlamak zorundaydım. Köklerimden de asla kopmadım, kopmam da.

Egolarla nasıl uğraşıyorsun?

Hem terapi hem trafik aslında programım. Benim ciddi bir yükseklik korkum var, belki de bunun için en uç zirvelerde, en yükseklerde gözüm olmadı. Yüksekler üzerinden yapılan felsefeyi sevmiyorum. Yamaçlarda olmak iyidir, tevazu iyidir. Arkamdan küfreden olmaz, eleştiren olur, yorum yapan olur ama asla kimse benim için namussuz diyemez, bir yerlerden gücü var diyemez. Herkesin beğendiği bir adam olamazsın ama belli ki var bir kitlem, yoksa 20 yıldır ekranlarda olamazdım. Bir klasikleşme durumu var, bunu kabul etmek gerekiyor.

“Zırhı atmak lazım artık, elit bir duruşa, soğuk bir duruşa gerek yok.”

Cüneyt Özdemir, ardından Enver Aysever , Ahmet Hakan ve sen çıkıyorsunuz ekrana. Dört iddialı, güçlü isim. Büyük bir rekabet ve güzel bir izleme zevkini getiriyor beraberinde bu sıralama.

En çok izlenilen program benimki, bu çok mutlu edici. Güçlerin ayrılığı meselesine takıntılıyım. Gelen insanlarla, misafirlerimle konsepti oluşturdum, bu önemli bir detay. Benzer programlarda katılımcı hep vitrin olarak kullanılmış. Ben ise onları da programın bir parçası haline getirdim. Bu da reytinge olduğu gibi yansıdı zannediyorum. Zırhı atmak lazım artık, elit bir duruşa, soğuk bir duruşa gerek yok.

Birden yükselenler birden de düşebiliyor, bunu gözlemliyoruz. Senin durumunda ise adım adım, sindire sindire gelinen bir nokta var.

Duygusal bir insanım, küçük bir iğne bile hançer etkisi yaratabiliyor bende.

Son dönemde çok da hızlı şekilde kilo verdin. Bundan da bahsedelim isterim.

Tamamen kişisel dönüşüm ve gelişim hikayesi aslında benim kilo vermem. Kendi iyiliğim için yaptım bunu. Ancak biberci adam yaftası yedim, bundan mutsuzum. Yeni popüler kültür düzeninde insanlar seni biberle zayıflayan adam olarak lanse ediyor. Ben doktora yapmış, okuyan, düşünen, kafa yoran biriyim. Bu yönümle değil de, bir popüler kültür ikonu olarak algılanmak rahatsız edici tabii. Yine de eğitimimi yaptığım belgesellerde kullanıyorum, hiç değilse bu biraz olsun beni mutlu ediyor.

İz Tv’de yaptığın belgeselleri takip ediyorum.

TRT’de de başladık. Mutlu ediyor belgesel dünyası beni.

“Aristokrat olmadığım için akademiye dahil olamadım.”

Arkeoloji eğitimi aldın, ciddi bir emek verdim disiplinine. İlgi görmüş kitapların var konunla ilgili.

Toplamda 8 kitap yaptım, belgesel kitapları ayrı tutarak söylüyorum. Akademisyen olsaydım, şu anda profesördüm, kürsü başkanıydım. Aristokrat olmadığım için akademiye dahil olamadım. Bizim gibi fırlamaların akademide yeri yok.

Bir dönem yazılarını ara verdin, medyadaki bu işten atılmalar, değişiklikleri nasıl değerlendiriyorsun?

Hazırlıksız yakalandım. Televizyon eleştirmenliğim televizyonculuğumdan kaynaklıydı. Grup hassasiyeti denilen bir şey var. İzleyici gibi yazıyordum ben, kaygım yoktu. Oysa dikkatli olmak gerekiyormuş. Böylece de gönderildim.

Nihat Doğan’ı nasıl değerlendiriyorsun? Son dönemde çıkışları çok tartışılıyor.

Sesler Yüzler Sokaklar adında bir çalışma yapmıştım uzun yıllar önce. Burada Nihat Doğan aslıda ilk ipuçlarını vermişti. Ben aslında onu mecliste görmek isterim. Kendini hazırladı, geçmişi mağduriyetle dolu bir adam, ince bir politikası var. Marketingi çok iyi bence.

Seni zorlayan konuklar oluyor mu?

Zaman zaman oluyor. Haftalık bir program olsaydı yaklaşık 1000. haftamızda olurduk. Günde 4 – 5 konuk almak çok zor. Egolar, sırlar çok zorlayıcı olabiliyor. Monolog olduğunda zorlanıyorum. Olabildiğince yansıtmam sıkıntımı programda, dengeli ve sakin gitmeye özen gösteririm.

Belgesel, televizyon, gazete yazıları derken çok yoğun bir hayat sürüyorsun. Nasıl dengeliyorsun zamanını?

Doğru zaman yönetimini çok önemsiyorum. Gösteri, anlatı, moderatörlük de var aralarda, iyi yönetmezsem zamanı tamamen kaybolup giderim.

Kapsüllere ne diyorsun? Biberle kilo verdikten sonra ismini kullanarak birçok firma kapsüllerinin reklamını yaptı.

Kapsüllerle ilgili davalar açtım, üç firmayı dava ettim. İzinsiz kullandıkları için şikayette bulundum.

“Modifiye suratları sevmiyorum. Doğallık en güzeli.”

 

Stand up gösterilerine nasıl bakıyorsun? Dilin, üslubun çok uygun buna.

Homeros’un anlatıları gibi düşünün. Sunay Akın çok güzel yapar bunu. Popüler kültürü, hayatla karıştırarak yapıyorum. Tiyatroyla ilgili olmam da bir avantaj benim için. Tiyatro ve operayla ilgimi çok az kişi bilir, yedi senelik bir geçmişim var. Vücudunla oynamaya çok karşıyım, modifiye suratları sevmiyorum. Doğallık en güzeli.

Televizyon dünyasının hemen hemen her aşamasında oldun, büyük deneyimlerin, anıların var, bunları kitaplaştırma projen var mıdır?

Geçenlerde bir röportaj yapmıştım. En yakın arkadaşlarım bile beni yanlış anladı. Bundan sonra konuşmama kararı aldım. İyi niyetle söylenen bir şey, çok farklı noktalara gelebiliyor. Birçok insanın ünlü olmasına katkım oldu, ama bugün kimse söylemiyor. Ben Temel fıkrası yazarak girdim sektöre, elimden tutan insanlar oldu. Bununla gurur duyarım. Ömer Özgüner benim en yakınımdır diyebilirim, bu insanların isimlerini söylemeyeceksem ne anlamı var? Okuldan başlayan dostluk devamında iş birlikteliği haline geldi. Birlikte yürüdüm bu insanlarla ve asla satmadım.

Beşiktaş da senin için çok önemli. Spor programlarını nasıl değerlendiriyorsun?

Türkiye’deki futbol algısı üzerinde düşünülmesi gereken bir şey. Kesinlikle maça, stada gitmem. Totemim bu. Ailenin tüm kızları Beşiktaşlıdır. Ben de o geleneği sürdürüyorum. Oğlum maçlara gidebiliyor. Ben gidemiyorum, dediğim gibi totem.

Oğlun Batuhan televizyonculuğa ilgi duyuyor mu?

Bir süre çalıştı ama daha farklı projeleri, hayalleri var.

“İnsanın mutsuzluklarından kurtulması için onu oyalayacak şeylere ihtiyacı var, televizyon da bunun başında geliyor.”

Televizyon insanı eve kapatıyor bir yönüyle. Internet de keza öyle. Twitterı da etkin kullanıyorsun, internet mi televizyon mu desem?

İnsanın mutsuzluklarından kurtulması için onu oyalayacak şeylere ihtiyacı var, televizyon da bunun başında geliyor. Dijital dünyadan kaçamazsın. Bir noktadan sonra televizyon sesin, internet aklın oluyor.

Hayatının dönüm noktası nedir sence?

İyi ki test yayınlara girmişim diyorum. İyi ki kabul etmişim. Mizah gömleğimi ortaya çıkardı. İyi ki Uyan Türkiye’yi yaptım. İyi ki şu an yaptığım işi yapıyorum. Çok az kişiyiz aslında programda. Yurtdışında sadece yazar kadroları onlarca kişiden oluşuyor, bizim ülkemizde her şeyde olduğu gibi burada da sınırlı kaynak ve insan var. Kendim yazıyorum, kendim sunuyorum, kendim yapıyorum. Mesut Yar’la çalışan stajyer işe girer, bilirler bunu. İyi bir eğitim ocağıdır burası. Zekayı gördüğüm yerde zekatını öderim.

Umut vaat eden kimler var sence, program yapsa iyi olur dediğin kimler var?

Ertuğrul Özkök bence televizyonda olmalı. Vedat Milor’luk yapmalı. Düşmanları da azalır böylece. Rıfat da bence yapmalı.

İzzet Çapa’ya ne diyorsun, gazetecilikte başarılı oldu her ne kadar işletmeci olsa da, çok tartışılıyor yapıp ettikleri. Ne dersin bu konuda?

İzzet benim gizlediğim evliliğimi patlatan adamdır. Müthiş bir zekası var. Çok önemsiyorum onu. Her şeyden anlayan gazetecileri sevmiyorum bu arada, bunu söylemek isterim. Son dönemde fazlasıyla görüyorum bu tarz insan.

“Promosyon yayıncısı olmadım hiçbir zaman.”

Sosyal medyaya geri dönelim.

Promosyon yayıncısı olmadım hiçbir zaman, sosyal medyada da öyleyim. Yalnızca 70 kişi takip ediyorum, Ahmet Hakan da bunlardan biri. Gönder derdini gelsin diyorum twitterda, küçük reçeteler veriyorum sonrasında.

Kitap projesine geri dönersek…

Ben romandan hep korktum. Şiir ağırlıklı, deneme ağırlıklı gittim. Ama son dönemde tarihle ilgili bir şey yazmayı düşünüyorum.

Birand’ın ölümü sende nasıl bir duygu uyandırdı?

Hoş bir anım vardır Birand ile… Bir adam geldi, sizi asla kaçırmıyorum dedi, vaazlarınızı takip ediyorum dedi. Birand hiç bozmadı. Ne mutlu bunları iletebiliyorsam dedi. Son dönemindeki o yaşama azmi çok etkileyiciydi. Giderken çok derin bir iz bıraktı. Dünya fikirlerimiz farklıydı ama insan olarak çok kıymetlidir benim için.

“Bence mutlaka bir talk show yapmalı Ahmet Hakan bu arada. Okan Bayülgen’den bile iyi olur.”

Son olarak televizyonda  yakından takip ettiğin, önemsediğin kişiler..

Selahattin Yusuf, Tarık Tufan. Belgeselde Saim Orhan, STV’de. Cüneyt Özdemir, Enver Aysever, Ahmet Hakan. Bence mutlaka bir talk show yapmalı Ahmet Hakan bu arada. Okan Bayülgen’den bile iyi olur, politikayla çok sıkıştırıyor, kısıtlıyor kendini bence. 

 

SAYIM ÇINAR

sayimc@superonline.com

Sayfa Derleme Süresi: 4.5369 saniye